ERDOĞAN’IN CEKETİ, EKREM’İN MENDİLİ

25 Haziran 2019 Salı 22:15

Recep Tayyip Erdoğan’ın dünyanın gıpta ettiği bir lider olduğu herkesin malumu.

Yaptığı hizmetler, dış dünyada kazandığımız imaj, dik duruşumuz, mazlumların umudu oluşumuz.

Birilerinin hoşuna gitmese de ortada ülkemizin yıllardır özlemini duyduğu bir lider var.

Demek lider olmak, imaj sahibi olmak, ülkeye imaj, vatandaşına kendine güven kazandırmak, mazluma umut olmak, düşenin elinden tutmak her zaman her şeye yetmiyor.

Nereye kadar Tayyip Erdoğan?

Nereye kadar liderlik?

Nereye kadar karizma?

Nereye kadar imaj?

Tayyip Erdoğan’ın ortaya çıkardığı hareket iğneyle kazılmış bir kuyu.

…Ve birileri içini taş dolduruyor.

İğneyle kazılan kuyu iş makinalarıyla taş dolduruluyor.

Erdoğan’ın çabası artık yetmiyor.

Yorgunluktan, uykusuzluktan torbalanmış gözler ‘imdat’ diyor, yardım istiyor ama kimsenin umurunda değil.

Bir iki dava insanı hariç kimse sorumluluk almıyor, bırak elini, parmağını bile taşın altına koymuyor.

Binali Yıldırım.

Lidere bağlılık ve samimiyetin heykeli dikilecekse bu ancak Binali Yıldırım olurdu.

Karizmatik değil, sempatik.

Sempatik olmak yetmiyor artık.

Hizmet etmek, proje üretmek, köprüler kurmak, tüneller açmak yetmiyor.

Samimi, dürüst, içten olmak, beyefendi olmak, vakur olmak yetmiyor.

Siz dağları aşan tüneller açarken, köprülerle tepeleri kavuştururken, siz hizmet, gayret ve samimiyetle köprüler kurarken sizin takım arkadaşlarınız gönül yıkıyor, kalp kırıyor.

Nasıl mı?

Burnundan kıl aldırmayan kibriyle.

Giyim kuşamın, markanın insana değer kattığını sanan yöneticilerle.

Konuşan, eleştiren teşkilat mensubunu, gönüldaşını ve dahi rakibini hain ilan eden, en ufak bir eleştiriye bile tahammülü olmayan, anlayışla.

Fetö ile mücadele ederken kendini hâkim, savcı yerine koyan il, ilçe yöneticilerinin desteksiz, mesnetsiz, acımasız beyan ve açıklamalarıyla ve hala bertaraf edildiğine inanılmayan siyasi ayakla.

Davanın yükünü çeken samimi insanlar bir iki eleştiriden sonra silinip bir kenara itilirken, gölgesi hep siyaset üzerinde gezen isimlerden duyulan rahatsızlıkla.

Nasıl olsa Erdoğan var, aday önemli değil, kimi koysak kazanırız kolaycılığıyla.

Yaranma ya da destek ne derseniz deyin medyanın gücünün gücün medyasına dönüşmesiyle.

Yandaş, kasıtlı, zorlama haber ve yorumların en samimi insanda bile ortaya çıkardığı tiksintiyle.

Özellikle öğretmen atamalarında izlenen, birçok itiraz ve ısrarlı karşı çıkmaya rağmen devam ettirilen uygulamalarla.

Kadın ve aile konusunda Avrupa Birliği normları, müktesebatı gerekçesiyle izlenen ve toplum yapımıza uymayan, aile kurumunun temelinin çatırdamasına yol açan, sözde kadını önceleyen uygulamalarla.

Parti teşkilatlarının iş ve ekmek kapısı olarak görülmesi, buraların boynu bükük kalbi kırık insanların ahını alan mekânlar halini almasıyla.

Reisi Cumhurun kendisini yıllardır ayakta tutan sıradan vatandaşın sesini duymasını engelleyen, kalın duvarlar örenlerin gittikçe gücünü artıran varlığıyla.

Verilen sözlerin tutulmasında geç davranılmasıyla ya da bir türlü adım atılmamasıyla.

Göçmenlerin kontrolsüz bir şekilde ülkenin her tarafına yayılması, belli bölgelerde gettolar oluştutulması ve bunun halk içinde ortaya çıkardığı rahatsızlıkla.

Ekonomik sıkıntılara kesin çözüm üretecek köklü politikalar oluşturulamamasıyla, istihdamın üretim odaklı artırılamamasıyla.

Yerel, yerli ve milli kalkınma hamlesi konusunda geç kalınmasıyla, katma değeri yüksek teknolojik atılımların yapılmaması ya da yetersiz olmasıyla.

Vatandaş hala kemer sıkmaya zorlanırken; gerek devlet kademelerinde gerekse parti teşkilatlarında savurganlığın had safhaya ulaştığı inancıyla.

Kontrolsüz özelleştirmeler sonucu vatandaşın cebine gözünü diken özel sektörün şikâyet edileceği bir makamın bulunamayışı, sonuçsuz şikâyetlerin milleti canından bezdirmesiyle.

Yöneticilerin samimiyetine rağmen Cumhur ittifakının AKP ve MHP tabanında yeteri kadar karşılık bulamamasıyla, özellikle MHP oylarının İP’ye kaymasıyla.

Gençliğin heyecanını oya devşirecek politikaların üretilememesiyle.

Hiç gereği yokken, yok hükmünde bir şahsın sözde mektubunun gündeme düşmesi ve devletin televizyonunda haber yapılmasıyla.

Recep Tayyip Erdoğan’ı günahı kadar sevmeyen bazı kifayetsiz muhterislerin; ikili ilişkilerle, en tepeden en dibe parti yöneticilerinin referansıyla makam sahibi olmalarının, tabanda verdiği rahatsızlığın küskünlüğe dönüşmesiyle.

Seçime yüklenen anlamın abartılmasıyla.

İmamoğlu’nun ülkemizdeki legal bir partinin adayından çok daha farklı, tehlikeli biri olarak görülmesiyle.

HDP’ye olan yakınlığının, Demirtaş’la ilgili beyanlarının yeteri kadar anlatılamamasıyla.

Haksızlığı ve hakareti ayan beyan ortada olan vip krizinde bile mağduru oynaması ve kendisine prim yaptırılmasıyla.

Cumhurbaşkanının seçim mitingi yapmak zorunda kalmasıyla. Tarafsızlığını koruyamadığı algısıyla.

İyi niyetle de olsa tartışma yaratacak kontrolsüz söz, söylem ve eylemlerle.

CHP belediyelerinin iyi yönetilemediği, hizmetin yetersiz olduğu iddialarının güçlü argümanlarla vurgulanamaması, bu yöndeki söylemlerin birbirini tekrar etmesiyle.

Siyaset din mesafesinin korunamamasıyla.

Devlet imkânlarının bir tarafın adayı lehine kullanılmasının -ya da bu algının- karşı tarafı zayıf düşürdüğü, mağdur ettiği algısıyla.

İmamoğlu'nun neredeyse partisinden bağımsız yürüttüğü propagandayla.

Genç ve dinamik oluşu ayrıca manevra kabiliyeti yüksek konuşma tarzıyla.

Beden dilini kullanışıyla. Terlemese bile sık sık alnını silerek 'alın teri' akıttığı algısı oluşturmasıyla.

Vaktiyle Erdoğan'ın söylediklerini söylemesiyle, onun tarzını benimsemesiyle.

Fazla üzerine gidelim derken, 1994 döneminde Refah Partisi adaylarının maruz kaldığı mağduriyetin İmamoğlu için oluşturulmasıyla.

Seçmenin hizmetten daha çok yeni bir söylem, yeni bir yüz istemesiyle.

Görevden el çektirilen başkanların yerine koltuğu dolduracak, heyecan yaratacak adayların bulunamamasıyla.

Bu başkanların neden görevden alındığına dair kamuoyunu tatmin edecek açıklamaların yapılamamasıyla.

Seçimin zaten zayıf olan iptal gerekçelerinin yeteri kadar anlatılamamasıyla.

Rahmetli Erol Olçok’tan sonra hepsi sönük geçen kampanya dönemleriyle.

Artık önüne bakacak Ak Parti ama beş yıl da heba olacak İstanbul, Ankara için.

Umarım yanılırım.

YORUMUNUZU YAZIN ...