ASIM GÖZÜKARA asimgozukara@gmail.com

ESKİ TÜRKİYE'NİN ALIŞKANLIKLARI VE TOPLU SÖZLEŞME

01 Eylül 2019 Pazar 12:21

Türkiye’de memur sendikacılığının birçok handikabı var.

Sendikal hakların iyileştirilmesi ve sendikal mücadelenin güçlenmesi için öncelikle bu alandaki aktörlerin her birinin samimi bir çaba içinde olmaları ve özeleştiri yapmaları gerekiyor.

Geride kalan 5. Dönem Toplu Sözleşme sürecinde, bu boyutuyla önemli bir takım gelişmelere ve kırılma noktasına şahit olundu. 
Toplu sözleşme pazarlıklarında memurların sosyal ve mali hakları konusunda, perdenin gerisinde neler olup bittiğine ilişkin detaylı bilgiye sahip değiliz.  

Ancak kamuoyunun şahit olduğu boyutuyla Kamu İşveren Heyeti (Hükümet ve Devlet kanadı), Yetkili Konfederasyon ve Sendikalar, diğer sendikalar ve Hakem Heyeti ile ilgili çok şey söylenebilir. 

Bu yazıda, Devlet ve Hükümet kanadının temsilcisi konumundaki Kamu İşveren Heyetinin süreçteki durumunu ilişkin birkaç hususu dikkatlerinize sunmaya çalışacağım.

TOPLU SÖZLEŞMENİN ÖNEMİ VE ETKİSİ GÖZ ARDI EDİLDİ

Süreç dikkatle izlendiğinde, Kamu İşveren Heyeti’nin hem siyasi, hem de bürokratik kanadının, hala gardiyan devlet yaklaşımıyla bir tahakküm atmosferi oluşturmaya çalıştığını görmek mümkün. 

Kamu İşveren Heyetinin; sendikaların tekliflerini, tekliflerinin gerekçelerini ve çözüm bekleyen sorunların aciliyetini önemsemeyen tutumu belirleyici oldu.

Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’nin ilk toplu sözleşmesinde takınılan, sorunları anlamaktan uzak, kibirli, uzlaşma anlayışı ve sendikal kültürde yeri olmayan dayatmacı tavrın etkilerinin devleti yöneten merciler tarafından analiz edip edilmeyeceğini bilmiyoruz. 

Kamu çalışanlarının kronik sorunlarının çözümünde  bir anjiyu niteliği taşıyan toplu sözleşme mekanizmasının anlamı ve önemi göz ardı edilerek sahip olduğu kamu gücünü, yetkisini ve imkanlarını bir sopa gibi kullanan Kamu İşveren Heyeti'nin tavrının Sayın Cumhurbaşkanı ve AK Parti'nin yetkili organları tarafından sorgulanıp sorgulanmayacağını da bilmiyoruz.

Ama toplu sözleşmede geniş bir toplumsal kesimin temsilcisi konumundaki sendikalara karşı takınılan tavrın bir eski Türkiye alışkanlığı olduğu ve "hâkim devlet" yerine idame edildiği iddia edilen "hadim devlet" anlayışıyla bağdaşmadığına bütün kamuoyu şahitlik etti. 

Hükumet, devlet ve onlar adına yetki kullananların; sendikal haklar, sendikaların çalışma hayatı sorunlarının çözümündeki rolü,  sosyal diyalog mekanizmalarının çalışma hayatındaki işlevi,  geniş bir sosyal kesimin toplu sözleşmeden beklentileri açısından sürece yükledikleri anlamı gözden geçirmeleri gerekmektedir.

SENDİKAL MÜCADELE TARİHİNDE KARA BİR LEKE 

Kamu İşveren Heyetinin kendisini konumlandırdığı yer ve bakış açısından kaynaklanan bu temel çarpıklığın yanında süreç yönetiminde de ciddi sorunlar olduğunu görmek mümkün. 

Basına yansıyan açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla Kamu İşveren Heyeti, hizmet kolu müzakerelerdeki teknik detaylara vukufiyet, müzakerelerde zaman planlaması, müzakere yöntemleri, iletişim becerisi ve üslup konusunda çok başarısız olduğu söylenebilir.

5. Dönem toplu sözleşmeye ilişkin perde gerisine detaylar kamuoyuna yansıdıkça kör noktalar aydınlanacak. 
Ancak Kamu İşveren Heyetinin uzlaşılan maddelerin tutanağa bağlanıp hakem heyetine intikali ile ilgili tavrının, toplu sözleşme kültürü ve hukuku açısından da toplu sözleşme tarihine kara bir leke olarak kalacağını söylemek abartı olmaz. 

Bu tuhaf durumun zihinsel arka planında milyonlarca kamu görevlilerini ve onları temsil eden sendikaları, kamu görevlilerinin sorunlarını ve sorunların çözümüne yönelik çabayı değersizleştiren bir anlayış var.

Hükümet kanadını temsil eden heyet tarafından gerekçeleri haklı bulunan ve kabul edileceği taahhüt edilen taleplerin, sırf sendikaları hizaya çekmek için inkâr edilmesi, hak gaspından başka bir şey değildir.

KAMUOYU OLUP BİTENLERİ BİLMELİ

Sürecin şeffaf bir şekilde yürütülmesi adına müzakerenin başladığı günden itibaren kamuoyunu bilgilendirmesi beklenen Hükümet kanadı adeta süreci görmezlikten geldi ve sessizliğe gömüldü.

Zam oranı açıklaması dışında Kamu İşveren Heyeti tarafından kamuoyunu bilgilendirmeye yönelik hiçbir açıklama yapılmadı.

Yaklaşık 1 ay devam eden toplu sözleşme sürecinde her fırsatta kamuoyunu bilgilendiren yetkili konfederasyon yöneticilerinin açıklamaları dışında kamuoyunun bilgilendirmekten de imtina eden Hükumet kanadının, geceli gündüzlü pazarlıklarda neler konuşulduğunu, neyin talep edildiği, bu taleplerin hangilerinin kabul, hangilerinin reddedildiğini, bunların gerekçelerinin ne olduğu gibi merak edilen hususlarda hiçbir açıklama yapılmadı.

SÜREÇ  YÖNETİLEMEDİ, SONUÇ ÜRETİLEMEDİ

En nihayetinde Kamu İşveren Heyeti tarafından yapılan son derece kritik hatalarla yönetil(emey)en bu süreç, toplu sözleşme sistematiği açısından fiyaskoyla neticelendi.

Masada uzlaşılan birçok husus, “Ben devletim. Ben ne dersem o olur.” zorbalığıyla hakem heyetine gönderilmedi.
Sonuç olarak, Kamu İşveren Heyetinin tavrı memurlar adına birçok kayba, birçok sorunun en az iki yıl daha devam etmesine neden oldu.  

Ama bundan daha kötüsü; diyalogdan, katılımcı demokratik kültürden, sivil inisiyatifin en önemli ayağı sayılan sendikaların sistem içindeki rolünden, diyalog ve uzlaşı kültüründen nasipsiz bir anlayışla,  devletin yeniden “Eski Türkiye” tüneline sokulmaya çalışılmasıdır.

Memurların Toplu Sözleşme süreci dikkatli izlendiğinde; devletin gücünü elinde bulundurmayı, kendisine bazı usulsüzlükleri yapma hakkı verdiğini zanneden “Eski Türkiye” anlayışının yeniden kapımızı çaldığı hissine kapılmamak elde değil.

YORUMUNUZU YAZIN ...

DAVUD
Yerinde tespitler