ABDURRAHMAN ÖRNEK ornekabdurrahman@gmail.com

İDEOLOJİLERİN DEVRİMLERİNDEN KAPİTALİST EVRİMLERE

24 Eylül 2019 Salı 05:48

Marksizm, Leninizm’in ilk olarak Çin’de, ardından da Sovyetler Birliği’nde(Rusya’da) ömrünü tamamlayıp tarih sahnesinden çekilmesi dünya çapında öneme sahip canlı bir ideolojinin ölmesi anlamına gelmiştir. (Fukuyama)  Modern kültürde küresel ölçekte öncelikle kaynakların %80’ine hükmeden azınlık zenginler, daha sonra ise % 20 yi paylaşmak zorunda kalan yoksullar da anlayacakları dilde Allah'a karşı, dine karşı, ateist ve deist bir anlayışa sahip materyalist bir kültür üretti. Rönesans ve reform  düşüncesi modern bilimi mümkün kılmak için ortaya çıkmış seküler devrimlerdir. Modern düşüncedeki materyalist ön yargı, kapitalizmden görüntüde nefret ediyormuş algısını, bundan böyle bir nostalji ideolojisi olan marksizme sempatiymiş gibi pazarlamaktadır. Hegel 1806’da tarihin sona erdiğini söylerken aynı zamanda insanlığın da ideolojik evriminin Fransız ya da Amerikan devrimlerinin idealleriyle sona erdiğini de ilan etmiştir. İnsanlar insanlık tarihi boyunca manevi alanı besleyen düşüncelerle aşırı maddi zorluklara, savaşlara, sürgünlere katlanmışlardır. İdeolojilerin devletler nezdinde ömrünü tamamlamasından sonra insanı canlı tutacak bütün ideolojilerin ölmesi insanı kolektif mücadele alanından, bireysel mücadele alanına itmiştir. Dolayısıyla günümüz kapitalist anlayışın beslemesi olan bireysel milliyetçilik,  etnik ve ulusal milliyetçiliğin de meşru zeminini  oluşturmuş olmaktadır. Daha önce ideolojiler canlı iken insanların gönüllü mücadeleleri, bunun yanında manevi güçler için hiçbir beklenti olmadan cesaretle, ölümüne    verilen mücadeleler maalesef ideolojilerin kaybedip kapitalizmin kazanması ile yerini ekonomik hesaplara, bitmeyen sorunlara, çıkar kavgalarına, tüketme arzusunun ıslah olmaz isteklerine bırakmıştır. Sürekli kötü olan ya da kapitalizmin bilinçli olarak kötü gösterdiği ideolojilere karşı kendisine yön belirlemeye çalışan insanlık o kadar da iyi olmayan ahlaki ve siyasi hedefler üretmiştir. Bu hedefler belki içerde kısa süreli önlem olmuş olabilir ama uzun sürede maalesef yerini çürümüşlüğe bırakmıştır. Bu kontrolsüz ve temelsiz karşı çıkışlar insanın sınırsız bir hedonizme kapılmasından, hayvansal arzu ve iştahlarını tatmin etmekten başka bir işe yaramamıştır. Bu kültür sonunda birçok şeyi fetişleştirerek  teknoloji, servet ve iktidarları tanrılaştırmıştır. Bütün bunların sonunda Batı'nın ya da hegemonik güçler insanın onurunun karşılıklı olarak tanınması yönünde sözde söylem ve eylemlerini sadece kendi uluslarına uygulamış diğer Afrika ve Ortadoğu halklarını yok saymışlardır. Aslında toplumlar dışarıdaki ideolojilere kendi toplumsal dönüşümlerine katkı sunsun diye sarılmaktansa kendi geçmiş kültür ve geleneği üzerinden dönüşüm ve değişim sağlaması o toplumlarda sürekli tarihin keşfedilmesini sağlayacaktır. Katı ideolojik anlayışları hümanist insancıl eklemlerle genişletip aşırı bireyciliği besleyerek evrensel egemenliğin yerine insanın egemenliğinin yerleştirilmesini esas almışlardır. Bu durum insan isteklerinin kalabalıklaşmasına ve ilişkilerde ciddi hoşgörüsüzlüğe sebep olmaktadır.  Bireysel tiranlığı her geçen gün eğlence ve hedonist sapkınlık gibi kaçış yollarıyla besleyen bireysel yaşam , insanın kendi hizmeti için geliştirdiği teknoloji ile sürekli fanatikleşmekte ve bu teknolojiyi bir zulüm aracı olarak kullanmaktadır. İslami yaşam da toplumsal  ihya çabasından çıkıp bireysel ihya , bireysel kendini koruma çabasına doğru gitmektedir. Özellikle batı müslüman dünyası tam olmasa da yine de helal kalmış yaşam alanlarını doğrudan değiştirme cesaretinde bulunmamakta ama bu yaşam alanlarına kendi değer sistemlerini empoze ederek veya birleştirerek müslüman dünyasına bozma bir yaşam sunmaktadır. İnanlar artık dini otorite sayılan insanlardan uzaklaşmakta fikir almamaktadır.  Sebebi ise haberleşme ağlarındaki arama motorlarından yaşamlarını kolaylaştıracak ve meşrulaştıracak fetvalar bulabilmektedirler. Yine de İslam batı için komünizm ve faşizm gibi ideolojilerin feshedilmesine rağmen İslam'ın hâlâ korkulacak bir din olduğu sabittir. Batıcı maddeci kültürün maalesef müslüman toplumları getirdiği nokta Allah'ın olaylara müdahale noktasındaki çözüm mercilerine Allah yerine başka araçları koymaları son derece kabul görmeye başlamıştır. Kutsalların ciddi deformatik erozyon geçirdiğine hep beraber şahit oluyoruz. İnsan tarihi süreçte her zaman baskın olarak özne olmuşken, insanın maddeye karşı aşırı düşkünlüğü sonucundaki irade ve özgürlük arayışı insanı özne olmaktan çıkarıp nesne durumuna sokmuştur. Batı hiçbir zaman bilinçli olarak kaybetmek istemediği barbarlık duygusunu , modern kültür dönüşümü ile süsleyerek  sömürgelerine meşru bir tanım getirmiştir. Güya "İnsanlığın öncü kolu" batı  böylece barbarca yöntemleri kullanma hakkını kendinde görmeye ve dile getirdiği her barış çağrısından ve iyimserlik havasından sonra mutlaka on binlerce, yüz binlerce insan katledilmiştir. Yine kapitalizmin ürettiği ve tüketimi üretilenden daha fazla öne çıkarmak için yapay zeka gibi insan fıtratını hiçe sayan insanı insan kimliğinden çıkararak üreten, tüketen, çiftleşen insan altı bir organizmaya dönüştürmektedir. Sonuç olarak kapitalizm namağlup onun dışındakiler ise mağlup.

YORUMUNUZU YAZIN ...