Haber Gönder Künye İletişim
  • Altın (Has) 208.33 212.72
  • Dolar 5.3412 5.3508
  • Euro 6.0565 6.0674
Oturum Aç Üye Ol


M.VEYSİ TUNÇ veysi_tunc@hotmail.com

KADIN – II

04 Kasım 2018 Pazar 12:32

Bir önceki yazımızda Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet’e göre kadının yaratılışı ve ilk günah meselelerinden bahsetmiştik.

Kutsal metinlerden örnekler sunduğumuz yazımızda evrensel bir inanç olan İslam’a göre, kadının yaratılıştan kaynaklanan bir eksikliğinin olmadığı, ilk günahın sebebi ve sorumlusunun da kadın olamayacağını belirtmiştik.

Ancak Yahudilik ve Hıristiyanlıktaki ilk yaratılış ve ilk günah konusuyla ilgili sapkın ve saplantılı inanış yüzünden kadın, dini ve toplumsal yaşamdan uzaklaştırılmıştı. Hatta bu durum kutsala saygının bir göstergesi olarak kabul edilmiştir.

Kadın ancak anne olduğunda değer görebilmiştir. Özellikle de erkek çocuğu olduğunda…

Hatta erkek çocuklar olduğu sürece kız çocukları mirastan pay alamaz, şeklinde Tevrat’ta kesin bir hüküm söz konusudur.

Etnik bir din olan Yahudilikte oğlu olmayanın adı, kendi kavminden silineceği için (Sayılar, 27/4) bu durum, kadın için en büyük felakettir.

Annelik ile daha değerli bir konuma gelen kadına (Tekvin, 24:64-6) erkek; anasını ve babasını bırakma pahasına sarılmalıdır. (Tekvin, 2:24)

Tevrat’ın tefsiri olan ve Yahudilerin üstün ırk olduğu fikrini işleyen Talmud’da, kadının evlenmesi ve çocuk vermesinin öneminden dolayı kız babalarına şu emir verilir: “Çocuğun ergenlik yaşına ulaştığında varsa köleni azat et ve kızını bir an önce evlendir.”

Hıristiyanlıkta ise evlilik meselesi, Yahudiliğin tam tersidir. Hıristiyanlıkta evliliği teşvik etmek söz konusu olmadığı gibi evliliğe karşı olumsuz bir yaklaşım görülür.

“Yine de evli olmayanlarla dul kadınlara şunu söyleyelim: Benim gibi (bekâr) kalsalar kendileri için iyi olur.” (1. Korintliler, 7:8) Çünkü bu inanışta Kutsal Ruh’u sadece bekârların taşıyabileceği düşüncesi hâkimdir. Zira evlilik dini bir gereklilik değil, sadece bir izindir. Hıristiyanlığın bu konudaki dar bakış açısından dolayı ailenin oluşumu ve karşılaşılacak sorunların çözümüne yönelik düzenlemeler de görülmemektedir.

Kadın ve erkek arasında sorun olduğunda ise kadının erkeğe itaati dini bir görevdir.

“Ey kadınlar Rabbe bağımlı olduğunuz gibi kocalarınıza bağımlı olun. Çünkü Mesih bedenin kurtarıcısı olarak kilisenin başı olduğu gibi kadınlar da her durumda kocalarına bağımlı olsunlar… (Efesliler 5: 22-25)

İslamiyet’te ise aile kurumu ve kadınların hakları hususunda kapsamlı ve detaylı hükümlerin olduğu aşikâr.  Evlilik öncesi, sonrası veya boşanma gerçekleştiğinde yapılması gerekenler, nafaka, mehir miras, kadınların doğumundan hatta annenin bebeğine ne kadar süt emzireceğine dair birçok hükümle karşılaşmak mümkün.

İslam’da kadının dini ve insani açıdan değerli olduğu görülürken kadının, erkeğe koşulsuz itaatinin olması gerektiği şeklinde bir zorunluluk görülmez. Gelenekle şekillenen bazı yanlış uygulamalar kural olamaz ve dinin temel hükümlerinin yerini tutamaz.

Hıristiyan ve Yahudilikte baba daha saygıya değerken İslamiyet’te anne daha önemli ve önceliklidir.

Cenneti annelerin ayaklarının altına seren bir inanç, daha makul ve mantıklı değil midir, daha özgün ve özgür değil midir?

Yahudi inancında ailenin korunmasına yönelik tavsiyeler görülürken çiftler arasında gerçekleşecek anlaşmazlıklarda nelerin yapılması gerektiğinden bahsedilmez. Yahudilikte boşanma hakkı erkeğe bırakılmıştır. Kadının böyle bir hakkı yoktur.

Evliliğe sıcak bakmayan Hıristiyanlık boşanmayı zorlaştırmıştır. Boşanma hakkı erkeğe verilmiştir.

Diğer dinlerin hiçbirinde görülmeyen “mehir” anlayışıyla İslam, daha evliliğe ilk adımda kadına değer verdiğini gösterir. İslam, diğer dinlerden farklı olarak boşanmayı bir lanet veya alçaklık vesilesi olarak nitelemez. Hz Peygamber’in en “sevimsiz helal” olarak ifade buyurduğu boşanma, Yahudilikten farklı olarak erkeğin keyfiliğine bırakılmamış; boşanmayı onaylamayan Hıristiyanlığın aksine dinen de yasaklanmamıştır.

Diğer dinlerden farklı olarak İslam, boşanma öncesinde önleyici, sonrasında ise kadını koruyucu tedbirler almıştır. Tecrübeli kişilerden yardım alınması (Nisa, 4/35) ve kadının dört ay iddet beklemesi (Talak, 65/4) alternatif yollardandır.

Görüldüğü üzere aile, boşanma ve kadın hakkı konusunda en anlaşılabilir ve en yaşanabilir din şüphesiz, İslam’dır.

Bu hakikati fark edebilmek içinde bilmek ve bilinçlenmek gerek.

YORUMUNUZU YAZIN ...

Bu makale için hiç yorum yazılmamış. İlk yorum yazan siz olun.

ÇİZGİLERİN DİLİNDEN

GÜNÜN SÖZÜ