MAHİR KILIÇOĞLU mahirkilicoglu@hotmail.com

KIBRIS’TA İNGİLİZ’İN ALGI OPERASYONU

15 Mart 2019 Cuma 06:00

Kıbrıs’la ilgili bir habere yer veren The Times’ın ne yaptığını anlamak için artık alleme-i cihan olmaya gerek yok. Haber 2016 yılına ait. Neden bugün gündeme getirdim, çünkü yeni gelişmeler var ve bu haberi yazmanın tam zamanı.

Kıbrıs’ta Hala Sultan Camisine Kıbrıslıların tepkili olduğunu yazmış. Kuzey Kıbrıs’taki Türklerin, Türkiye’nin İslamlaştırma politikasından rahatsız olduğunu falan yazmış. Yazı nerden tutsan elde kalacak türden bir yazı.

CAMİLER NADİREN DOLUYORMUŞ

Adada son yıllarda Hala Sultan Camisi dâhil 40’tan fazla cami yapılmış. Bu camilere halkın çok az bir kısmı gidiyormuş. Bir avuç Türk’ün teveccüh ettiği camilerin büyük kısmı gereksizmiş. Kıbrıslıların birçoğu camilerin artmasından rahatsızmış.

Bu, Külliyen yalan bir haber ve bilgi. Türkiye’de sokakta çevirip ‘Kıbrıs neresidir’ diye sorsanız yüzlerce ve binlerce saçma ve yanlış bilgi alırsınız. Türkiye’de vakit namazlarında camilere gitseniz bir-iki safın dolduğunu görürsünüz. Bunlardan yola çıksanız camilerin çoğunun çok az insana hizmet ettiğini falan söyleyebilirsiniz.

Aynı şeyi Kıbrıs içinde söyleyebiliriz. Vakit namazlarında camilerde bir-iki saf dolar, halkın çoğu camiye aynen Türkiye’deki gibi normal günlerde gelmez. Dolayısıyla buradan da bakınca insanlara bakın, “Camiler gereksiz, çok az insan geliyor, bu kadar çok cami yapılması tamamen kaynak israfı.” Demek haklı gibi görülebiliyor.

Batı’da herhangi bir ülkede ya da Kıbrıs’ta, sadece haftada bir gün kullanıldığı halde koca koca kiliseler yapılıyor. Aynı mantıkla baktığımızda stadyumlarda haftada bir, bazen ayda bir iki maç karşılaşma oluyor. O zaman bunlar da büyük israf, kapatalım mı diyeceğiz…

The Times’ta yayınlanan yazı, tamamen saçma-sapan düşüncelerle ve art niyetli yazılmış bir yazı. Kuzey Kıbrıs’ta camilerin büyük bir kısmı sürekli kullanılıyor. Nüfusun azaldığı köyler hariç, vakit namazlarında bile ciddi bir cemaat geliyor camilere. Bunun yanında çoğu camide, Cuma namazında cemaat dışarıya taşıyor ve bu durum gittikçe yaygınlaşıyor.

2010 yılında Cuma vaktinde içi zor dolan caminin 2015 yılında artık dışarıya taştığını, Kıbrıs’ta Türkiye’den gelenlerin sayısı çok azaldığı halde camilerin yetmediğini gördüm. Çünkü 2012 yılından sonra çeşitli nedenlerle Adada bulunan 100 bine yakın Türkiyeli nüfus ülkesine dönmüştü. Sadece Güzelyurt bölgesinde 40 bin kadar insan ülkesine dönmüştü. Buna rağmen camilere devam eden, vakit namazlarında ve Cuma namazlarında camilere giden insanların sayısı gün gün artmıştı.

Yıl 2019, Lefkoşa’daki camilerin önemli kısmı artık yetersiz, gidin cumaları nasıl namaz kılınıyor görün. İnsanların akın akın camilere gelişini, ibadete açıldığını duyduklarında Hala Sultan Camii’ne akın akın gelişlerini görmek için cumaları Haspolat’a gelin.

Hala Sultan Camii, daha açılmadan Turist Çekmeye başladı. Tur otobüsleri caminin önüne geliyor, insanlar inip cami hakkında sağdan soldan bilgi alıp fotoğraf çektiriyor. Kıbrıslı pek çok tanıdığım, çeşitli vesilelerle caminin fotoğrafını çekip sosyal medya hesabında paylaşıyor. Henüz resmi açılışı yapılmamış ancak ibadete yeni açılmış camiye insanların yoğun ilgisi var. Bütün bunlar The Times’daki haberin ne kadar yanlı ve kurgusal olduğunu gösteriyor.

KIBRIS’IN TÜRKLEŞTİRİLMESİ POLİTİKASINDAN İSLAMLAŞTIRILMASI POLİTİKASINA GEÇİLMİŞ

Kıbrıs’ın Türk tarafını Türkleştirme politikası ne demek oluyor anlamadım ben. Türklüğünü unutmuş, Rumlaşmış Türklere, siz Türksünüz mü denmiş. 1974’ten önce Türk toplumunun eğitim dili neyse, 1974’ten sonra da o olmuş. Kıbrıslı Türkleri Türkleştirmek ne kadar saçma ise, zaten Müslüman olan Kıbrıs Türk’ünü İslamlaştırmakta o kadar saçma.

Kıbrıs’ta kimseye zorla dini telkin, dini eğitim, ibadet vs. yaptırılmıyor. Kimseye zorla camilere git denmiyor. Hâlâ ilkokul ve ortaokullarda haftada bir saat din dersi var. Bu dersler halkın dinini öğrenmesi için çok yetersiz ve daha fazla din eğitimi için talep var. Olmasa Hala Sultan İlahiyat Koleji’nin öğrenci sayısı birkaç yılda 1000’i bulmazdı.

Toplumsal talepleri görmeden yapılmış bir haberi, bir algı operasyonunu görüyorsunuz. Türkiye’de öğrenci sayısı her geçen gün artan İmam Hatipler halkın teveccühü olmasa olur muydu? Toplumun bir kesimine sorsanız, imam hatipler gereksiz, sayıları fazla.  İstanbul’da veya Ankara’da belirli semtlere gidin son derece seküler, son derece batılı tarzda yaşayan insanları görürsünüz.

Türkiye’nin herhangi bir şehrinde farklı ve aykırı görüşte yüzlerce insan bulabilirsiniz. Mikrofonu söz gelimi PKK’ya terör örgütü demeyen insanlara tutun, yapılan operasyonların en azından Kürt-Türk barışını olumsuz etkilediğini falan söyleyebilirler. Öte yandan, PKK’ya karşı yapılan operasyonlarda sonuna kadar gidilmesini isteyen milyonlarca insanın görüşlerini almaz, sanki hiç yoklarmış gibi yapabilirsiniz. Gazete ve televizyonların yayınları halkın gerçek nabzını gösterebiliyorsa başarılıdır, değilse ya yalan, ya algı operasyonu ya da tamamen ön yargıya dayalı bir yayın olur. Tıpkı Kıbrıs’ta Türkler önce Türkleştirildi, şimdi İslamlaştırılıyor haberi tamamen algı operasyonu olduğu gibi…

"STANDARTLARIN ÖTESİNDE SEKÜLERİZ"

Gazete’ye Lefkoşalı bir kafe sahibi “Bizler standartların ötesinde seküleriz” demiş, kafenin müşterilerden biri de “Bizler içkiyi, kumarı, çapkınlık yapmayı severiz” diye eklemişmiş.

Mikrofonu kime tuttuğunuz önemli, yukarda yazılanlar sanki Kıbrıs Türk’ü ayyaş geziyor, milletin karısına kızına göz koyuyor falan sanacak. Kumarı çok severiz diyorlar, Kıbrıs’ta var olan kumarhanelere Kıbrıslılardan çok Türkiyeliler gidiyor. Zaten Kıbrıslıların girmesi de yasak. İçki Kıbrıs’ta bizden çok ucuz. O kadar ucuz olsa, içki bizde daha fazla tüketilirdi.

Standartların ötesinde seküler Kıbrıslı Türk’ü” genel bir yaygınlığı göstermez. Göstermediği gibi, kişilerin yaşam tarzlarıyla ilgili bir durumu yansıtır. Kıbrıs Türk toplumu, bizde başarılamayan ‘Toplum Mühendisliğinin’ başarıyla uygulandığı bir yer olduğunu söyleyebiliriz. Çarpık bir anlayış, toplumun kültürü olarak gösteriliyor. Toplum, adı konmamış bir konuma sürüklenmiş ve buna sekülerlik demişler. Kıbrıs Türk toplumunu seküler çizgiye getirmek için baskı, yıldırma politikaları bile uygulanmış. Adada daha önce defalarca çeşitli siyasal ve sosyal harekâtlar oluşmuş ama bunlar hep baskılanmış.

Kıbrıs’tan Türkiye’ye üniversite eğitimi için gelen gençler, ülkemizin en marjinal, en uç sol örgütlerinin ağına bırakılmışlar. Türkiye’den Kıbrıs’a giden sosyal demokrat arkadaşlarımız bile, biz böyle bir sol ne gördük, ne duyduk diye toplumda var olan duruma tepkilerini göstermişlerdi.

Görünürde yaygın sekülerleşmiş bir Kıbrıs Türk’ü var ancak bunun göründüğü kadar yaygın olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü gazete “Birçok Kıbrıslı Türk, kuzeyin, AKP’nin görüntüsü içinde şekillendirilmesinden korkuyor” dese de, adada politik anlamda sağ her zaman güçlü olagelmiştir. Bu Türkiye’nin seçimlerinin yurtdışı ayağına bakıldığında da böyledir. Dolayısıyla çeşitli etmenlere bağlı duyguları tek bir etmene indirgeyip bunun üzerinde algı operasyonu yapmak ciddi bir illüzyonist beceridir.

Halka baskı yapan bir kesim olduğu gibi bu baskının mağduru olan sindirilmiş, bastırılmış toplum kesimleri de var Kıbrıs’ta. Kıbrıs halkı, gücünü bürokrasiden alan bu oligarşik yapılanmadan ciddi rahatsızlık duyuyor ancak bunu çeşitli yerlerde dile getirmekten bile çekiniyor. Çünkü baskı ve sindirme yüzünden kamuda en basit işlerini bile yaptıramayan, Demokles’in kılıcı gibi başında sallanan yaptırımlardan çekinen insanların şikâyetlerini ve çaresizliklerini iletebilecekleri bir yer yok Kıbrıs’ta. Kıbrıs’ta yatırım yapmış pek çok Kıbrıslı-Türkiyeli yatırımcı, bu oligarşik yapılanma ile iyi geçinmek zorunda.

Kaynak: https://www.thetimes.co.uk/article/erdogan-s-mosque-building-spree-helps-drive-cyprus-back-together-x8cqs6263

YORUMUNUZU YAZIN ...

Abdulkadir
Çok güzel durumu açıklayıcı bir yazı Mahir hocam eline sağlık.