MEHMET NURİ YILDIRAR mnyildirar63@gmail.com

SÖZ ÇIKMAZI

26 Eylül 2019 Perşembe 17:59

Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak!

 (Necip Fazıl Kısakürek)


Söze başlarken niyetim suya sabuna dokunmayan bir yazı kaleme almaktı. Şöyle sonbahardan, eylülden, sararan yapraklardan, gönle çöken hüzünden bahsedeyim istedim. Ama olmadı işte. Yine “hüzn-i umumi” galip geldi.

 *

Hayatımızda söz söylemenin, konuşmanın; bütün bağlardan kurtulmuş  olarak konuşmanın zor olduğu zamanlar vardır.
*
Kendimi o zor zamanlardan birine muhatap olmuş gibi görüyorum.
*
Korkudan, başkalarının ne diyeceğinden, birileri tarafından hain olarak nitelendirilmekten/tekfir edilmekten duyulan bir endişeden değil
insanın; kırılan, yıkılan hayalleriyle yüz yüze gelmesinden kaynaklanan bir zorluk bu!..
*
Yıllardır zihnimizde büyüttüğümüz ideallerin duvara toslamasından, sahip olduğumuzu düşündüğümüz değerlerin elimizden kayıp gidişinden, dehşet bir pragmatizme ve menfaat döngüsüne yuvarlanışımızdan; hasılı beklentilerimizin boşa çıkmasından, hedeflerimizin tutturul/a/mamasından; söylenen koca koca lafların peynir gemisine yelken olamayışından, her defasında başlangıç noktasına dönmekten duyulan bir zorluk!..
*
Yapılan her yanlışımızdan başkalarını sorumlu tutma kolaycılığı ruhumuzu esir almış. Noksanımızı itiraf etmeyi, kendimizle yüzleşmeyi bir türlü başaramıyoruz. Yapılan her şey alkış sarhoşluğu içinde, “Yaşa, var ol veya kahrol!..” naraları arasında boşlukta kaybolup gidiyor. İfrat tefrit arasında gidip geliyoruz.
*
Hülasa çok yönlü bir gönül kırıklığı içindeyiz. Bunu önlemenin de pek mümkün olmadığını görüyorum. Bir sarkacın ortasında hayata tutunmaya, iç acılarımızı tütsülemeğe çalışıyoruz. Kendimizce “öteki” bellediklerimizi sevindirmemeye çalışıyoruz!..
*
Yunus’un deyişiyle “içteki ben’i” teselli etmeye; “dış ben”in yanılgı içinde olduğunu, inanmadığımız halde, anla/t/maya çalışıyoruz.
*
İki yüz yıl sonra yeniden Tanzimat nesline hakim olan “düalizm”in pençesine düşmüş gibiyiz. Doğrusu bu ikircikli ruh halimiz hep vardı. Sadece ikilemlerimiz yer değiştirmiş görünüyor ve kafamız daha çok karışıyor bugün. Düşündüklerimizle yaşadıklarımız arasındaki tezatı ortadan kaldıramıyor, bir kısır döngü içinde dönüp duruyoruz.
*
Birçok şey üzerinde ittifak edemeyişimizin sebebi bu olsa gerek. Birimizin ak dediğine diğerimiz kara demekte ısrarcı.  Bu tavır birbirimizi anlamamızı engellemekte, toplumsal bütünlüğümüze zarar vermektedir. Çözümsüzlük düşüncesi ruh sağlığımızı tehdit eder hale gelmektedir.
*
Söylem ve eylemlerimizin birbirinden ayrı düşünülmesi bizi inandırıcı olmaktan uzaklaştırıyor.
Farsça bir atasözünde dendiği gibi Men çi guyem tamburam çi guyed!” (Ben ne söylüyorum tamburam ne söylüyor). Sözlere bakıyorsunuz fevkalade. “İşte, Hazreti Ömer’in adaletini tesis edecek söylem!” diyorsunuz. Ancak amelî manzara fecaat! Duymasan ayrı dert, görmesen ayrı. Üç maymunu oynayarak zaman kazanmaya çalışıyoruz sanki. Ancak gün geçtikçe inandırıcılığımızı ve güvenilirliğimizi yitiriyoruz. 

*

“Yarın artık bugündür” deyip gereğini yapmak yerine, işin kolaycılığına kaçıp etrafımızda “Hazreti Ömerler, Ebu Zerler” arıyoruz. Ancak nafile “gidenin her biri memnun ki yerinden birçok seneler geçti dönen yok seferinden!”

*

Bu kısır döngü içinde “ne yapalım” diye soruyorum kendime, Fuzuli’nin yüzyıllarca yıl evvel söylediği gibi “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil!”

*

Fuzulî’en bahsetmişken “Bakî’yi anmamak olmaz:

Baki çemende hayli perişan imiş varak.
Benzer ki bir şikâyeti var ruzgârdan”
(Ey Baki! Yaprak, çimenlerin üstünde  hayli perişan olmuş, oradan oraya savrulmaktadır. Sanki Sanki rüzgardan/zamandan bir şikayeti vardır.)

YORUMUNUZU YAZIN ...

Tello
Kaleminize, tercüman yüreğinize sağlık olsun. Bu da geçer ya hû!