ankara escort, ankara escort,

ARAMA

HAVA DURUMU

  • °C - °C
  • °C - °C
  • °C - °C

DÖVİZ KURLARI

  • Altın (Has) Alış 150.77 Satış 152.19
  • Dolar Alış 3.6595 Satış 3.6661
  • Euro Alış 4.3219 Satış 4.3297
TAHSİN GENGÖRÜ
tgengoru@gmail.com
Kamu Express

SURİYE İÇERİSİNDE, DIŞ GÜÇLER SAVAŞIYOR

19 Ekim 2015 Pazartesi 12:12

Bu aralar gerek dünya gündemi ve gerekse ülkemizin gündemi çok yoğun.

Terör olayları, canlı bombalar, iç savaşlar, göçmen krizleri, sahillere vuran cansız bedenler, seçimler, seçim anketleri, nobel ödülleri, gazetecilere saldırılar, günlük rutin meseleler ve bunun gibi sıralanabilecek çok sayıda başlık… Gündem tam anlamıyla “baş döndürücü” …

Bu yazıda tüm gündemi değerlendirmemiz imkânsız. Bu nedenle, bugünkü yazıyı daha çok uluslararası gündeme ayırmak istedim.

Uluslararası gündemin ilk sırasını elbette ki “Suriye’deki iç savaş” kaplıyor.

Bakmayın siz! Suriye’deki savaşa “iç savaş” dediysek, lafın gelişi…

Suriye’de neredeyse “Suriyeli” kalmadı. Suriyeli dışında herkes var o topraklarda.

Savaşın Suriye topraklarının üzerinde gerçekleşiyor olmasından başka “iç savaş” tabiri ile izah edilebilecek herhangi bir durum söz konusu bile değil.

Hâlihazırda yaşanan gerçeklik üzerinden durumu ifade edecek olursak, Suriye’de bir “dış güçler savaşı” yaşanıyor diyebiliriz. Ve bu savaşın beşinci yılı geride kalmak üzere…

Bir yandan, Suriyeliler ölümü göze alıp Avrupa’ya, Kanada’ya ve diğer gelişmiş ülkelere kaçarken; diğer yandan İngiltere’den, Kanada’dan, Japonya’dan, Fransa’dan, Almanya’dan, Rusya’dan, okyanus ötesinden ve gezegenin en uzak bölgelerinden Suriye’ye koşanların derdi nedir acaba? Bu yaşananlar normal midir?

İpini koparan ne kadar ruh hastası, ne kadar muvazenesiz, ne kadar meczup ve ne kadar psikopat varsa, hepsi o topraklara akın etmiş durumda. Bu dengesiz ve ruh hastası olan insan müsveddeleri, emperyal-küresel güçlerin maşalığını bihakkın yerine getiriyorlar.

Bu maşalar, birileri adına “havlamak” üzere o topraklarda bulunduklarından bihaber olmalılar ki, kadın-yaşlı-çoluk-çocuk demeden önlerine çıkan sivil ve masum insanları en acımasız şekilde öldürebilecek kadar gaflet içine girmiş durumdalar…

Şu ana kadar savaşın arka planında yer alan ve daha ziyade “maşa örgütleri” kullanmayı tercih eden “emperyal suratlar” artık doğrudan müdahalelere başlama hevesine girdiler. Bu emperyal güçler; acının, kanın, gözyaşının ve ölümlerin karıştığı o puslu havada, Suriye’nin geleceğinin şekillenmesi için bir an önce etkin rol kapma peşindeler...

Ortadoğu’da oynanan bu filmin jeneriğine de, hikâyesine de hiç yabancı değildik. Bu film -hiç mi hiç- yabancı gelmedi. Filmin sonundaki sahneyi tahmin etmek de, çok zor değil…

Film sarmaya başlar başlamaz; yine ölümler, yine zulüm, yine acı, yine gözyaşı…

Geride kalan yetimler, öksüzler, sakatlar, hayatları karartılmış insanlar…

Dağıtılmış yuvalar, söndürülmüş ocaklar, harabeye dönmüş şehirler…

Yabancılaşan memleket, memlekete dönüşen el diyarları…

Dahası, değişmeyen bu toprakların üzerine çekilecek olan yeni sınırlar, yeni yönetimler, ancak yine o eski anlayışlar… Demokrasinin “demo”sunun bile olmayacağı yeni rejimler…

Küresel-emperyal güçlerin demokrasi ihraç etmesini bekleyenlerin, demokrasinin ihraç edilemeyecek bir şey olduğunu yaşayarak görecekleri “keşke”li günler…

Neyse, filmin sonunda “umarım, böyle olmaz” demeyi çok isterdim. Ancak bu film ilk değil.

Suriye -hâlihazırda- “emperyal güçlerin” adeta laboratuvarına dönüştürülmüş durumda.  Yeni stratejilerin, yeni silahların, yeni savaş yöntemlerinin ve yeni terör eylemlerinin denendiği açık hava laboratuvarı. Burada adeta deneyler yapılıyor ve kobay olarak yoksul-talihsiz Ortadoğu halkları kullanılıyor…

Nobel Edebiyat Ödüllü İrlandalı yazar George Bernard Shaw’ın deyişi geldi aklıma: “Kan kokusu almış bir köpek balığından daha tehlikelisi, petrol kokusu almış Amerikan emperyalizmidir”…

Gerçi, gezegendeki tek emperyalist güç merkezinin Amerika olmadığı ve diğer emperyal güç odaklarının da “mikro-amerikan” bir anlayışla hareket ettiği ve son zamanlarda hepsinin buluşma adresi olarak Suriye’yi seçtiği aşikâr…

Üstelik bu defa, küresel-emperyal güçlerin gaye-i maksatları sadece “petrol” ile ifade edilebilecek kadar dar kapsamlı değil. Amaç sadece petrol olsa, küresel güçlerin hedefinde Suriye değil; Suudi Arabistan gibi altı petrol kaynayan ülkeler olurdu. Ya, gaye nedir?

Gaye çk açık: Ortadoğu’da yaşayan kardeş halkların “yeniden kurabilecekleri büyük birliği” engellemek. Bunun için en uygun yer Suriye. Çünkü Suriye, gerek etnik ve gerekse inanç değerleri bakımından renkli ve çeşitli unsurlardan oluşan bir demografik yapıya sahip. Ortadoğu’nun adeta bir prototipi… Kardeş halklar arasına kin, nefret ve nifak tohumları burada ekilmek isteniyor. Kıvılcım buralarda çakılmak isteniyor. Suriye’de yaşayan halkların kendi kaderlerinin kendileri tarafından belirlenmesi istenmiyor…

Ortadoğu halkları, artık bu derin uykudan uyanmalıdırlar. Küresel güç odaklarının her defasında farklı bir imajla kendilerine izlettirdiği bu “aynı filmden” farklı bir sonuç bekleme acziyetine düşmemelidirler.

Yine, Ortadoğu halkları, Martin Luther King’in “Ya birlikte kardeş gibi yaşamayı öğreneceğiz; ya da aptallar gibi hep beraber yok olacağız” tespitine kulak vermek zorundadırlar. Bu işin lamı-cimi yok. Sevgiyle kalın…

Yazarlar araştırma ve yayın etiğine uymayı taahhüt ederler. Yazarlara telif ücreti ödenmez. Sitede yayınlanan yazıların bilimsel ve hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.

MAKALE HAKKINDAKİ YORUMLAR

Yorum Yaz
Büyük harflerle yazılan, yasalara aykırı; küfür, hakaret, dil, din, ırk ayrımı ifadeleri içeren yorumlar yayınlanmayacaktır. Bu bölüme yorum yazmakla, ip adresinizin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ise ip adres bilginizin yetkililerle paylaşılacağını kabul etmiş olursunuz.
19.10.2015 19:34:09 salim atila

Aynen. Bu filmi izlemiştik. Değişmeyen tek şey akan kan kardeş kanı...


Cevap Yaz 0 0