M. MAŞUK USLU uslumasuki@hotmail.com

TOPLUM NASIL BİR ÖĞRETMEN İSTER

21 Ocak 2015 Çarşamba 05:01

 Toplumlar, çocuğunun geleceğinin inşa sürecinin öznesinin öğretmen olduğunu daha ilk çağlardan beri farkındaydılar.
Büyük İskender’in bilim, tıp ve edebiyat alanlarında; eğitimini üstlenen Aristo’yu İskender’in babası İkinci Philip, şu sözleriyle onurlandırmıştı:
İskender’in doğmuş olduğuna değil, senin döneminde doğmuş bulunduğuna seviniyorum. Ona vereceğin terbiye ve bilgi, kendisine miras bırakacağım ödevi başarmasını müm¬kün kılacaktır.”
Yine asırlar öncesinden Çinli Bilge, müthiş bir belagatle eğitimli toplumun önemini, şu şekilde mısralara döküyordu:
Bir yıl sonrasıysa düşündüğün, tohum ek;
Ağaç dik, on yıl sonrasıysa tasarladığın;
Ama düşünüyorsan yüz yıl ötesini, halkı eğit o zaman;
Bir kez tohum ekersen, bir kez ürün alırsın;
Bir kez ağaç dikersen, on kez ürün alırsın;
Yüz kez olur bu ürün, eğitirsen milleti;
Birine bir balık verirsen, doyar bir defalık;
Balık tutmayı öğret, doysun ömür boyunca.
                                                             (Kuan Tzu)

Kuşkusuz bu dizelerden, sadece insan kaynaklarına verilen önem anlaşılmıyor; aynı zaman eğitime yapılan yatırımın pahalı ve sonucunun geç ortaya çıktığı gerçeğine de işaret ediliyor.

İnsanlık tarihinin son ve en muhteşem medeniyeti henüz Medine’de filizleniyorken,   onun kurucusu Hz. Muhammed,  Bedir savaşı sonrası kendilerine esir düşen Mekkeli okuma yazma bilenlere, her birinin Ensar çocuklarından on kişiye okuma yazma öğretmesi karşılığında azat etmesi, eğitim ve öğretimin bir toplumun en öncelikli meselesi olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.
Pek tabidir ki, insanoğlu etkilenir ve etkiler, öğretmenin etkileşimdeki performansı, onun mesleki yeterliliğini de belirleyen hususların başında gelir.
Toplumun uzak hedefleriyle ilgili, özelde öğretmenlerin, genelde tüm insanların durup kulak vermesi gereken bu hikâyecik her şeyi aslında özetlemektedir.
"Gazeteci çok merak eder:
'Nasıl olur da her yıl düzenlenen en kaliteli ürün ödülünü hep aynı çiftçi alıyor?' diye
Çiftçiyle doğrudan görüşmeye karar verir.
Soluğu çiftçinin yanında alır
"Bunu nasıl başardın?" der, gazeteci.
Çiftçi:"çok basit."
"Hasat bitince buğdayın iri tohumundan komşularıma da veririm.”
Gazeteci: "Nasıl yani, komşularının senden daha iyi ürün elde etmeye çalıştığını bilmiyor musun?" diye şaşkınlığını gizleyemez.
Çiftçinin cevabı tam bir derstir, hepimiz için: "Peki siz aslında hepsinin aynı olduğunu bilmiyor musunuz?  Bahar elince rüzgar, boy boy yükselir, buğdayıma polenler taşır ve tarlamın her tarafına serpiştirir. Eğer komşularım, kalitesiz bir tohum ekmişlerse bundan benim de hasadım etkilenecektir.
Gazeteci: Yani:
Çiftçi: “Yan, en iyi ürünü elde etmek için komşularımın da kaliteli bir ürüne sahip olmalarını sağlamalıyım. Çevremdekileri de kaliteli bir ürün için teşvik etmezsem nasıl başarırım" der.
Bu anekdot: adeta ey öğretmen girdiğin sınıflarda tüm öğrenciler, informel eğitim sürecinde zaten etkileşim içindedir ve senin öğrettiklerin bu öğrencilerin her gün öğrendiği yüzlerce şeyden sadece bir kısmıdır.
Velhasıl, vazife kutsal olduğu kadar zor ve sabır gerektirir. Tüm bileşenlerinin ortak hareket etmesiyle mülkündür. 
Gel gör ki, toplum bu çileli yolculuğunda çoğu zaman öğretmenin neler çektiğinin farkında değildir.

“Size göre öğrencinizin öğretmeni nasıl olmalı?” diye bir okulun tüm öğrencilerine velileri tarafından cevaplandırmaları için bir anket uyguladım,
Hemen her öğrencinin bana getirdiği yanıtlarda üç aşağı beş yukarı aynı şeyler yazılıydı.
Öğretmen çocuğumuzu iyi eğitmeli,
Disiplinli olmalı,
Yaramazlık yapanları dövmeli.
Adaletli davranmalı.
Öğrencisinin notlarını verirken biraz cömert davranmasını
Kendi çocuğuna diğer öğrencilerden biraz daha fazla ilgi göstermesini,
Kötü davranmamalı… liste uzayıp gider.
Bu anketten bir kere daha anladım ki,  toplum öğretmenden hem her şeyi istiyor hem hiçbir şey istemiyor, ya da isteyemiyor.
Her şeyi istiyor, çünkü kendisinin gerçekleştiremediği bütün hayallerini çocuğunun üzerinden gerçekleştirmek ister, bunu da öğretmenden bekler.
Hiçbir şey istemiyor,  zira kendilerine “iyi eğitmekten kast ettiğiniz nedir, denildiğinde hiçbir şey diyemiyor. “Eti de kemiği de senin” deyip gidiyor.
Kuşkusuz, her bir veliye göre, dünyanın en özel insanı kendi çocuğudur. ve bu en özel insanı en özel mevkiye getirmekle mükelleftir öğrenmen.
Çocuğu bir adi vakaya karıştığı zaman ona göre suçlu çocuğunu bu kötü duruma düşüren arkadaşlarıdır. Dolayısıyla aslında kendi çocuğu değil suç o kötü arkadaşınındır. Ona göre her şeyden önce öğretmen bu kötü arkadaşı düzeltirse çocuğunun hiçbir sıkıntısı kalmayacaktır. Bunu doğrudan ya da dolaylı olarak dile getiren birçok veliye rastlamak mümkündür.
Toplumun, her yönüyle öğretmene güvenmek istiyor, onu bir bakıma ikinci bir veli olarak görmek istiyor.  “eti senin kemiği benim” sözü öğretmene hem duyulan güveni hem de kendine yüklenen yedek veli pozisyonun gereğidir.

Yine toplum, öğretmeni çoğu zaman öğrenci danışmanı olarak görür.  Öyle olduğu için birçok veli çocuğunun özelini en yakın akrabasından ziyade öğretmeniyle paylaşır.

Bir ülkenin geleceğinin mimarının, öğretmenlerin olduğunun farkındadır toplum. Mühendisini, doktorunu, avukatını, öğretmenini, askerini, polisini, şoförünü, kısacası toplumun her kesiminde hizmet veren insan gücünü yetiştirenler hep öğretmenlerin olduğunu, dolayısıyla ülkelerin kaderlerinde öğretmenlerin çok önemli roller oynadığının farkındadır.

Başka bir ifadeyle, bir ülkenin kalkınmasında, nitelikli insan gücünün yetiştirilmesinde, toplumdaki huzur ve sosyal barışın sağlanmasında, bireylerin sosyalleşmesi ve toplumsal hayata hazırlanmasında, toplumun kültür ve değerlerinin genç kuşaklara aktarılmasında öğretmenlerin başrolü oynadığını bilir toplum ve kendi çocuğunun kariyeriyle ilgili tüm hayallerini öğretmenin omzuna yükler.
Kısaca öğretmen, insan mimarı, insanın kişiliğini biçimlendiren bir sanatkârdır toplumun gözünde.

            Pek tabidir ki bir ülkenin en büyük zenginliği sağlıklı ve eğitimli insan gücüdür. Gençlerine nitelikli eğitim veren uluslar, geleceğe güvenle yürümekte ve kısa sürede kalkınmaktadır. Bununla ilgili olarak birçok tespit yapmak mümkündür.

Okuyanlarımız vardır, “Beyaz Zambaklar Ülkesi” Finlandiya’nın 1800’lü yıllardaki öğretmenler üzerinden gerçekleştirdiği kalkınma macerasını anlatır.

Finlandiya’nın kaderini değiştiren 1806 ve 1881 yılları arasında yaşayan büyük filozof  Snelman, bir avuç genç öğretmenle birlikte halkın eğitilmesi ve eğitiminin yaygınlaşması amacıyla seferberlik ilan eder.
Bir ülkenin eğitimle kalkınacağını bilen Snelman, yaz tatilinde çevredeki öğretmenleri bir merkezde toplayarak seminerler düzenler. Baştan ilgi görmeyen çalışmalar, Snelman’ın ikna edici konuşmalarıyla başarıya ulaşır. Böylece eğitimde değişim ve gelişim gücüne inanan öğretmenler, büyük bir şevkle çalışmalara katılır ve daha sonra okullarında öğrencilerini yeni yaklaşımla eğitmeye başlar. Kısa sürede Finlandiya Avrupa’nın en gelişmiş ülkelerinden birisi olarak karşımıza çıkar. 
Toplumun öğretmenden beklediği ve “iyi” kavramıyla dile getirdiği şeylerin üzerinde biraz kafa yorarak vardığım tespitleri şöyle özetlemek mümkündür.

Toplum, öğretmenden yetiştireceği öğrencinin dürüst ve güvenilir olmasını ister, bunu nasıl gerçekleştirmesi gerektiğiyle ilgilenmez.

Toplum, öğretmenden girdiği sınıflarda tek damla karanlık, tek parça haksızlığın olmadığı öğrencilerden kurulu bir ortam ister.

Pısırık, cahil, milletin namusuna ve malına göz diken, öz değerlerden yoksun, köprü altı tinercilerin tayfasında sefil bir yaşam sürdürmektense; tosladığı kayada can verebilmeyi daha erdemli bir seçenek gören bir neslin mimarı olarak görür öğretmeni.

Sadece, dürüst efendi; ama elindeki ekmeği bir tavuğa bile kaptıracak kadar sönük insan değil, elinde şekillenen neslin, iyilerin dürüstlerin hakkını koruyan iradeye sahip bir birey olmasını ister.
 
Başkasının felaketinden menfaat arayan sefil iştahlı bir bireyi asla istemez.

Başkasının yangınından sigarasını yakma cüretini gösterecek kadar taş kalpli bir nesli hiç istemez.

Öğretmenin tezgâhınızdan çıkan neslin kurduğu dünya, her bedenin, her yüzün, her evladın üstünde salına salına gezebileceği bir meyve bahçesi olmasını ister.

Öğretmeni; paylaşımcı, insanı insan olduğu için seven bir hamurla şekillendiği bir neslin mimarı olmasını ister. Adil,  mutlu,  üreten, müreffeh bir dünyada gözlerini açmalı bütün çocuklar, diyen bir nesil olmasını ister

Öğretmenden “Başkasının sıkıntısını duyunca; yüzü buruşan, vicdanı bir kere daha sıkışan bir kere daha can evinden vurulan bir nesil yetirilmesini ister.

Öğretmenin yetiştirdiği neslin, dünyaya korkmak için değil, korkak çocuklar yetiştirmek için hiç değil; ilim, marifet, dürüstlük hak ve adalet uğruna kendinden emin adımlarla yürüyen bir nesil olmasını ister.
Toplumun öğretmenden beklediklerinden birkaçı bunlardır. Bu kadar ağır bir sorumluluğun nasıl üstesinden geleceğini de öğretmene bırakır, Topluma göre, kabul etse de etmese de böyle ağır bir sorumluluğu vardır, öğretmenin.
 

YORUMUNUZU YAZIN ...
Farklı olanı seçin:
# # # # # #