ABDURRAHMAN ÖRNEK ornekabdurrahman@gmail.com

  TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ VE MAHREMİYETİN TÜKENİŞİ(1)

29 Kasım 2019 Cuma 09:07

“Ey insanlar şüphesiz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık.”(Hucurat 13) Onlara ısınıp kaynaşasınız diye size kendi türünüzden eşler yaratıp aranıza sevgi ve şefkat duyguları yerleştirmesi de onun ayetlerindendir. Doğrusu bunda düşünen kimseler için dersler vardır.(Rum 21) Allahın erkek ve kadını ayrı cinsiyette yaratarak sonrasında bu iki ayrı cinsiyetin bir araya gelerek birleşmeleri sonucunda dünyaya gelen çocuklardan   (kız- erkek)  oluşan aile kurumunu , bugün feminist gruplar cinsiyeti ikiye ayırarak bozmaktadır. Onlara göre biri doğuştan getirilen biyolojik cinsiyet (kız-erkek) biri de sonradan kazanılan cinsiyettir. Sonradan kazanılan cinsiyete ise toplumsal cinsiyet  denilmektedir. Yani kadınla erkeğin sosyal rol ve davranışlarının sebebi doğuştan getirdiği farklılıklar değildir. Bu nedenle kadınlık ve erkeklik davranışları yeniden kurgulanıp değiştirilebilmekteymiş. Kadınlara bugün bildiğimiz geleneksel anlamdaki erkeklik rolleri, erkeklere de kadınlık rolleri yüklenebilirmiş. Bugün yapılmaya çalışılan şey “Özgür irade ve politik olarak doğru davranmak adına biyolojinin beyin üzerindeki etkisini görmezden gelerek, insanı kendi doğasıyla savaşmaya zorlamaktır.”( Louann Brizendine) Feminist dayatma kadın erkek arasındaki fıtri ayrılıkları ayrımcılık olarak topluma enjekte ederek sanki sürekli kadına yönelik bir ayrımcı baskı varmış havasını vermektedir. Ayrımcılığı kadının iş dünyasında ve tüketim endüstrisinde reklam ve pazarlama aracı olarak kullanılması yönündeki durumunu ele almamakta hatta uğradığı bu sömürü türünü meşru istihdam olarak meşrulaştırmaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitliği savunucuları toplumun en değerli kurumu olan aileyi ve ailenin en önemli unsuru olan kadın ve erkeğin cinsiyet modellemesinin yani erkeğin kadın rollerini kadınında erkek rollerini üstlenmesinin önündeki en büyük engel olarak, özellikle geleneksel değer yargılarının, örf ve dinin,  ayrımcılığın asıl kaynakları olduğunu iddia etmektedirler. Bu değerlere toptan bir karşı duruşun olduğuna dikkat çekmek gerekir.(Aile Akad. Derneği) Toplumsal cinsiyet eşitliğini savunan feminist kafa yapısı aileyi  kadın için sürekli tehdit yeri, erkeği de sürekli şiddete meyilli bir varlık olarak anmaktadır. Bunlara göre  aile kadınsız olmalı.Toplum tarafından en güvenli kurumun aile olduğu yönündeki araştırmalara rağmen sürekli kadının şiddet gördüğüne dair haberlerle, kadın için ailenin güvenli bir yer olmadığı algısı oluşturulup ailenin güçlendirilmesi yönünde çalışmalar yerine kadının güçlendirilmesi algısını yayma çabası içindedirler. Kadın güçlü olsun tabiî ki ama ailesiyle güçlü olsun .Toplumsal cinsiyet eşitliği savunucuları kadının annelik rolüne de bitirme çabası içindedirler. Kadının fitri olarak doğurganlık halinin önüne geçmek istenmektedir. Bu durumu da son yıllardaki üreme teknolojisinin ilerlemesine, evlenmeden (sperm bankaları), doğurmadan(yapay rahim) ve emzirmeden(süt bankaları) gibi mümkün olabilecek bir anneliğin imkanları var edilmeye çalışılıyor.(Aile Akad.Derneği)Toplumsal cinsiyet eşitliğini de maalesef   batılı ülkeler desteklemektedir. Bunlar arasında Almanya Büyükelçiliği, ABD Büyükelçiliği, Avrupa Birliği, Ford Vakfı, Rockefeller Vakfı, Fransa Büyükelçiliği, İsviçre Büyükelçiliği, Soros Vakfı, Norveç Büyükelçiliği, Danimarka Büyükelçiliği gibi kurumlar bulunmaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitliği ve cinsel yönelim biyolojik cinsiyetten farklı olarak, heteroseksüel, homoseksüel ve biseksüel olmak üzere 3 farklı cinsel yönelim olarak tanımlanmaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitliği ve cinsel yönelim savunucuları arasında güçlü bir iş birliği söz konusudur. Toplumsal cinsiyet eşitliği savunusu yapan pek çok metinde aynı zamanda cinsel yönelim savunusu da yapılmaktadır. Feminist örgütlerin Türkiye'de en önemli kazanım olarak gördükleri İstanbul Sözleşmesi'nin 4. maddesinin 3. fıkrası eşcinsellik ve biseksüelliği de güvence altına almaktadır. (Aile Akad. Derneği) Cılız sesler dışında  Toplumsal Cinsiyet eşitliği konusunda kamuoyu oluşturulmamakta,  kavramın ne anlama geldiğiyle, toplumsal sonuçları ve değerlerimizde yaratacağı erozyonla pek ilgilenilmemektedir. Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine dayalı politikalar erkek ve kadını birbirine karşı rekabete yöneltmekte ve çatışma dilini kullanmaktadır.  Kendi kültür ve medeniyet kodlarına uygun olmayan ve muhtevası tam irdelenmeden ve de araştırılmadan uygulanan politikalar kadına yönelik sorunları çözmeyecek, bilakis artıracaktır. Nitekim İstanbul Sözleşmesi’nin imzalandığı 2011 yılından bu yana kadın cinayetleri giderek artmaktadır. Toplumsal cinsiyet gelenek/örf/din gibi kaynakları "ayrımcılık" üreten bir tehdit olarak tanımlayıp, çocukların batılı feminist ve LGBTİ lobisinin kadınlık ve erkeklik anlayışına göre yetişmesine hizmet edecektir. Böylelikle toplumun tamamı sömürüye açık hale gelecek, bu sömürüye direnme odakları devreden çıkarılacaktır. Böylelikle yeni yetişecek nesiller seküler, hedonist, materyalist değerler sistemini içselleştirmiş, kendi değerlerine yabancılaşmış şekilde yetişecektir. Toplumsal cinsiyet eşitliğini esas alan tüm yasal anlaşmalardan ve çalışmalardan bir an önce vazgeçilmelidir. Nitekim Hırvatistan'da İstanbul Sözleşmesi'nin imzalanması geniş ölçekli tepkilerle karşılanmış, Macaristan, üniversitelerdeki toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmaları programını yasaklamış, Bulgaristan Anayasa Mahkemesi ise İstanbul Sözleşmesi'nin anayasaya aykırı olduğuna karar vermiştir. Umarım bu durum bizde de gerçekleşir.

YORUMUNUZU YAZIN ...