ankara escort, ankara escort,

ARAMA

HAVA DURUMU

  • °C - °C
  • °C - °C
  • °C - °C

DÖVİZ KURLARI

  • Altın (Has) Alış 150.99 Satış 152.41
  • Dolar Alış 3.6985 Satış 3.7051
  • Euro Alış 4.3445 Satış 4.3524
HALİL İBRAHİM ÇELİK
halilibrahimcelik42@hotmail.com
Kamu Express

UBUNTU

15 Ağustos 2015 Cumartesi 14:01

            Seçim, hükümet kurma çalışmaları, erken seçim gibi popüler gündem konuları içerisinde eğitim ile ilgili konular yine gündemin en gerisinde kalmaya başladı. Oysaki milletimizin sorunlarının gerçek çözümü için eğitim öğretim konusunun daima birinci gündem olması gerekiyor. Bu yazı ile eğitimi yeniden gündemimize taşımak istiyorum. Eski bir hikâyedir, birçoğumuz hatırlarız, bir yerlerde okumuşuzdur belki. Hikâyeyi birlikte hatırlayalım.

            "Afrika da çalışan bir antropolog bir kabilenin çocuklarına, birlikte oynayacakları bir oyun önerdi. "Ben karşıdaki ağacın altına bir sepet meyve koyacağım, siz de şuradaki çizgide sıralanacaksınız ve yarışın başlaması için benim işaretimi bekleyeceksiniz. Ağacın altına ilk hanginiz ulaşırsa, sepetteki ödülü o kazanacak, tüm meyveleri o yiyecek." dedi. Sonra da, çocukların başlama çizgisinde sıralandıklarını görünce "Başla" işaretini verdi. O an tüm çocuklar el ele tutuştular, koştular, ağacın altına birlikte vardılar ve sepetteki meyveleri birlikte yemeye başladılar. Antropolog şaşırmıştı. Neden böyle yaptıklarını sordu: "Ubuntu yaptık" dediler. Antropolog bunu ilk kez duyuyordu. Ne anlama geldiğini sordu. "Birbirimizle yarışa girseydik, yarışı sadece birimiz kazanmış, beşimiz kaybetmiş olacaktık. Beş arkadaş üzülünce, yarışı kazanan bir kişi nasıl ödül meyveyi yiyebilirdi?"

            Ben yerine biz demeyi öğrenmiş bu Afrikalı çocukların kazanmış olduğu bu davranış, paylaşma bilinci, birlikte mutlu olabilme anlayışı tüm eğitimcilerin "tamam işte tam olarak bu" düşüncesi ile karşıladığı muhakkaktır. Ben yerine biz diyebilmenin bu güzel örneği üzerinde düşünmeye değmez mi sizce? Biz öğrencilerimizi "ben" değil "biz" diyebilen bir nesil olarak yetiştirmek istemiyor muyuz?

            Afrikalı çocukların bu erdemli davranışının Afrika felsefesindeki karşılıklarını da kısaca inceleyelim. Ubuntu klasik bir Afrika anlayışı olarak karşımıza çıkıyor. Kelime karşılığı ‘insanlık’.  Kökeni Güney Afrika’daki Bantu dilinden geliyor. Başkalarına karşı merhametli, şefkatli, iyiliksever olmak gibi insani değerleri esas kabul ediyor. "Ben, ben olduğum için sen, sensin" ifadesi ile anlam kazanıyor. Yâda “Ben, Biz Olduğumuz Zaman ‘Ben’im”  diye düşünebilmeyi anlatıyor. Ubuntu, insan ancak başka insanlar aracılığıyla insan olur, demektir. Aynı zamanda her insanın bireysel ve toplumsal refahın arttırılması için Ubuntu, insanların birbirlerine bağlılıklarına odaklanan anlaştır.

            Güney Afrikalı Desmont Tutu; “Ubuntu'ya inanan bir insan diğerlerine açıktır. Diğerlerine olumludur. Diğerleri iyi ve yetenekli olduğunda tehdit altında hissetmez. Onun daha büyük bir bütünün parçası olduğunu bilmekten gelen bir özgüveni vardır. Ve diğerleri aşağılandığında, küçük düştüğünde, zulme uğradığında ya da ezildiğinde kendini de aşağılanmış hisseder." cümleleri ile açıklıyor bahtı kara Afrika'nın bu felsefesini.

            2004 yılında yönetmen John Boorman'ın çevirdiği "In My Country" filminin de Ubuntu düşüncesini anlatır. Film Güney Afrika, İngiltere ve İrlanda ortak yapımı olup, ülkemizde  "Benim Ülkem" ismiyle gösterildi. 1996 yılında Güney Afrika’da yaşananları, insanların zor dünya imtihanı karşısında verdikleri sınavı anlatır.  

            Buraya kadar bütün örnekleri Afrika'dan verince hemen akıllarımıza bizim medeniyet değerlerimizde de bu düşünceler var hatta fazlası ile var düşünceleri geldi değil mi? Bu düşüncenizde haklısınız elbette Mevlana Celaleddin Rumî'den, Yunus Emre'ye, İmam Gazali'den Farabi'ye “Ben, Biz Olduğumuz Zaman ‘Ben’im” anlayışının sayısız örneklerini bulabiliriz. Hatta yaşamdan örnekler sunabiliriz.

            Eğitimciler olarak temel sorunumuz ise bu örnekleri sunmak, anlatmak değil elbette. Temel sorunuz bu örnekleri hayatında uygulayabilecek mutlu, çevresine mutluluk kaynağı olan bireyler yetiştirmek. Peki, biz çocuklarımızı "Ben, ben olduğum için sen, sensin" Yâda “Ben, Biz Olduğumuz Zaman ‘Ben’im”  düşünceleri çerçevesinde yetiştirebiliyor muyuz? Bizim çocuklarımıza Afrikalı çocuklar ile ilgili yapılan uygulama gibi bir uygulama yapılsa nasıl davranırlardı?  Hamasetten uzak cevap verebilirsek eğer, yolda arkadaşının düşmesine neden olacak hareketler bile yapabilirlerdi gibi acı bir cümle bizi bekliyor olacak cevap olarak. Peki, beklediğimiz bu davranışları nedeni ile onları suçlayabilir miyiz? Elbette ki hayır. Çünkü onlara ilkokul birinci sınıftan itibaren yarışmayı, birilerini geçmeyi ve kazanmayı öğrettik. Bir soru daha fazla çözerse kaç kişiyi geride bırakabileceğinin hesabını bellettik. Arkadaşlarını nasıl geride bırakacaklarını öğrensinler diye dershanelere gönderdik onları. Dershane onlara bilgi yarıştırmayı öğretti. Doğruyu işaretleme bilgisi ile birlikte yanlışı işaretlememe bilgisini öğrenen çocuklarımız fiziki olarak olmasa da düşünsel olarak arkadaşına çelme takma bilgisini öğretti çocuklarımıza. Onlardan bu sistem içerisinde hikmeti kaybettiler. Zaten bizim çocuklarımız Afrikalı çocuklar gibi arkadaşları ile el ele koşamaz ki. Onlar hafta sonlarını arkadaşları ile birlikte koşarak geçirmediler, arkadaşlarına çelme atmayı öğrenerek geçirdiler. Bu nedenle "birbirimizle yarışa girseydik, yarışı sadece birimiz kazanmış, beşimiz kaybetmiş olacaktık" cümlesini onlardan beklemek haksızlık.

            Bu konuları konuşmak ne kadar da faraziye değil mi? Seçim, doların durumu, hükümet, erken seçim, Fenerbahçe'nin transferleri gibi güncel ve ciddi meseleler dururken, birde dershaneler kapatılmaya çalışılırken, eğitim öğretim mahkeme kararları üzerinden alınır satılır meta gibi sektör temsilcilerince değerlendirilirken, çocukların ve ebeveynlerin zaman ve maddi imkânları üzerinden önemli kararlar alınırken "Ben, ben olduğum için sen, sensin" Yada “Ben, Biz Olduğumuz Zaman ‘Ben’im” ilkelerini gündeme getirmenin sırası mı  şimdi?

Sırası değilse "bizim oğlan doktor oldu ama çok mutsuz, hiç suratı yerden kalkmıyor, somurtup duruyor, bir kere candan bir anne demedi, nesini eksik ettik bilmem" yakınmalarından vazgeçeceksiniz. O çocuk sizin eseriniz.

            Çocuğunuzun nesini mi eksik ettiniz? Hala anlamadınız mı? UBUNTU'sunu efendim.

Bizim medeniyetimizin kavramları ile nesini eksik ettiğinizi de söyleyelim. HİKMETİ YİTİRDİK efendim.

            Dershaneleri, takviye kurslarını, Test çözme merkezlerini kapatsak, yerlerine HİKMET EVLERİ açsak, orda çocuklarımıza paylaşmayı, mutlu olmayı, insan olmayı, vazgeçebilme özgürlüğünü öğretsek daha iyi bir gelecek inşa etmek için daha iyi bir yol açmış olmaz mıyız?

 

Yazarlar araştırma ve yayın etiğine uymayı taahhüt ederler. Yazarlara telif ücreti ödenmez. Sitede yayınlanan yazıların bilimsel ve hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Makale BaşlığıTarih
ÖĞRETMENE MEKTUP 06.09.2015 06:23:00
DERSHANELER ÜZERİNE 16.07.2015 23:58:00

MAKALE HAKKINDAKİ YORUMLAR

Yorum Yaz
Büyük harflerle yazılan, yasalara aykırı; küfür, hakaret, dil, din, ırk ayrımı ifadeleri içeren yorumlar yayınlanmayacaktır. Bu bölüme yorum yazmakla, ip adresinizin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ise ip adres bilginizin yetkililerle paylaşılacağını kabul etmiş olursunuz.
15.8.2015 14:56:42 Metin Allı

Sistem sistem sistem. Peki sisteme rağmen bunu dert edinen öğretmenler, bunun mücadelesini veren inanmışlarla bir şeyler yapılamaz mı?


Cevap Yaz 0 0
15.8.2015 14:53:15 ali

çocuklarımıza o duyguyu verince sorunu kökünden çözmüş olacağız. Ama sistem bizden bunu istemiyor ki?


Cevap Yaz 0 0