M.VEYSİ TUNÇ veysi_tunc@hotmail.com

POSTMODERN BİR DARBE: 28 ŞUBAT

28 Şubat 2017 Salı 05:15

Suyun başını tutan kurtlar bir defa kuzuyu yemeye karar vermişlerse, geriye işi kitabına uydurmak kalmıştır. Kontrol altında tuttukları suyu kaybetme korkuları ve kaygıları verdikleri kesin ve keskin kararların temel nedenidir. Geriye ise kitabına uydurulan süreçte yapılması gerekenleri uygulayacak işbirlikçiler ile fiili veya postmodern darbelerle hedeflerine ulaşmak kalmıştır.

İşte bu anlamda ülke tarihimize kara bir leke olarak geçen, kanayan bir yara, dinmeyen bir acı, hesabı sorulmamış post modern bir darbedir 28 Şubat. Öz yurdunda garip, öz yurdunda parya muamelesi gören İslami kesimler, anlam kaymasına uğrayan dini kavramlar, ruhunu kaybeden kurumlar, dünyevileşen Müslümanlar ve semboller bu zulüm yıllarının kökleşen kalıntılarıdır.

28 Şubat milletin iradesine konan ipotekti, maddi ve manevi çöküşü hızlandıran postallı siyaset yıllarıydı. Minareyi çalan kılıfını hazırlıyordu. Darbe öncesinde yaşanan suikastlar, kargaşalar, tezgâhlanan oyunlar, kutuplaştırılan halk ve algı operasyonlarıyla darbe için uygun zaman ve gerekli zemin hazırlanıyordu.

Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun bin yıl sürecek dediği ve askerin ifadesiyle ‘’demokrasiye balans ayarı’’ yapılan 28 Şubat’ta yargı, iş dünyası,  üniversiteler, medya, sivil toplum kuruluşları ve bazı sendikalar bu postmodern darbe sürecini yönettiler. 28 Şubat’ın aktörlerinden Oramiral Güven Erkaya, dinci akımların PKK’dan daha tehlikeli olduğunu belirterek ‘’silahsız kuvvetler gereğini yapsın’’ şeklindeki açıklamalarına TİSK, TESK, DİSK ve Türk-iş ‘’laiklik ve demokrasi sahipsiz değildir’’ bildirisiyle karşılık veriyorlardı.

Peki, neler yaşandı 28 Şubat 1997’den sonra?

MGK kararları gerekçe gösterilerek ülkenin geleceği, değerleri, zenginlikleri ziyan edilerek fişlemeler, yasaklar, dayatmalar ve zulümlerle geçti yıllar.

Düşüncelerin, inançların ve kimliklerin üzerinden tankların geçtiği ve özgürlüklerin yok edildiği karanlık günlerdi.

Bu milleti dik ve diri tutan dini omurgaya darbe vurmak için eğitim, medya, kültür ve gençliğin İslam’dan arındırılmasına yoğunlaşıldı.

Umut ve ufuk olan Necmettin Erbakan’ın Refah Partisi kapatıldı ve birçok arkadaşıyla birlikte siyasi yasaklı hale geldi.

900 subay ordudan ‘’irticacı’’ yaftasıyla ihraç edildi, 6 milyon kişi dini inançları dolayısıyla fişlendi. Birçok insan cezaevlerine gönderildi. Batı Çalışma Grubu aktif çalışıyordu.

Türkiye üçte bir oranında fakirleşti ve yüzde on yedi oranında küçüldü. Hortumlanan yirmi dört banka için 91,4 milyar milletin cebinden gasp edildi. Anadolu sermayesi olarak bilinen şirketlerin önü kesildi.

Sekiz yıllık kesintisiz eğitimle eritildi, imam-hatip okulları. İlahiyat mezunlarına öğretmenlik yolu kapatıldı. Katsayı zulmü yüzünden gençlerin gelecekleriyle oynandı. Başörtü kamusal alanda yasaklandı. Üniversitelerde ikna odaları kuruldu. Başörtülü oldukları için kızların eğitim öğretim hakları ellerinden alındı. Hatta o dönemde başörtülü olduğu için hastanenin aciline bile alınmayan Medine Bircan hayatını kaybetmişti.

Mason Demirel, başörtülüler içinArabistan’a gitsinler, derken; terörist ve ajan Gülen ise başörtüsünün furuat (teferruat) olduğunu söylüyordu. Böylece dindarları yalnız bırakmış, darbecileri rahatlatmıştı. Nitekim postal yalayıcısı Gülen: ‘’ Asker yanlış yapsa da MGK kararlarıyla sevap almıştır.’’ ve ‘’ Asker demokratik yollarla sorunun çözümünü istedi.’’ diyordu.

Ve 28 Şubat darbesinin yirminci yılındayız. Adalet hala tecelli etmedi.

İstiklal ve istikbalimize darbeye kalkışanları, bu millete yapılanları ve yapılmak istenenleri unutmamalı ve unutturmamalıyız.

Darbeye de darbecilere de lanet olsun!

YORUMUNUZU YAZIN ...
Farklı olanı seçin:
# # # # # #