M.VEYSİ TUNÇ veysi_tunc@hotmail.com

SAİD NURSİ’Yİ DOĞRU ANLAMAK

25 Eylül 2016 Pazar 21:56

Said Nursi; Mutlakıyet, Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinin ilim, bilim, fikir ve aksiyon adamıdır. Üç farklı devirde psikolojik, toplumsal, tarihsel ve ideolojik kırılma ve karışıklığa rağmen hem yazdıkları hem de yaşamıyla kelimenin tam anlamıyla muvahhit ve mücahittir. İslam’a uymayan veya İslam’ın uydurulmak istendiği her türlü yapıya, yapıta, eyleme ve söyleme muhaliftir.

Maalesef günümüzde dahi Said Nursi’nin Kuran ve sünnet temelli düşünce sistemi, kendi bütünlüğü içinde anlaşılmaktan veya anlatılmaktan ziyade belli ana konular etrafında işlenmektedir. Bu önceden belirlenmiş veya ezberletilmiş konular, bütünün kavranmasını engellemektedir.

Said Nursi’nin makbul ve muteber hareketi, birtakım oluşumlar tarafından etnik yapısının öncellenmesi, şahsının daha fazla önemsenmesi, eserlerinin Kur’an ve sünnet merkezli yorumlanmaması ve F. Gülen’in konuşmalarında Said Nursi’nin sözlerinden alıntı yaparak ilişkili olduğu algısının oluşturulması bu İslami harekete darbe vurmaktadır.

Önemli bir başka husus da Said Nursi’nin hayatın her alanına yansıyan İslami bakış açısı, zamanla Batı merkezli bir anlayışla yorumlanmış, onun Batı düşünce sistemine yönelttiği eleştiriler göz ardı edilmiştir. Bu bağlamda Bediüzzaman’ın ‘’manen vahşi bir medeniyet’’ olarak tanımladığı Batı medeniyeti ile İslam medeniyetini birbiriyle karşılaştırdığı Sünuhat adlı eser incelendiğinde kendi orijinal bakış açısını görmek mümkün olacaktır.

Batılı kavramları ancak İslami esaslara uygun oldukları takdirde ve ölçüde benimsemekte; şer’i esaslarla uyuşmayan,  toplumumuzun özellikleriyle uzlaşmayan ideoloji, fikir ve uygulamalara karşı çıkmaktadır, Said Nursi. Mesela, meşrutiyet kavramı Batı temelli bir yönetim biçiminin karşılığıdır. Ancak Nursi, meşrutiyeti sınırları şeriatla çizilmiş olan meşrutiyet-i meşru şeklinde niteleyerek bu çerçevede kullanmış ve kabullenmiştir. (Divan-ı Harb-i Örfi, ss.21, 22, 23, 25, 41,46-47)

Bediüzzaman Said Nursi’ye göre toplumsal sorunlar, İslam’ın bir düşünce, siyaset ve bir yaşam biçimi olarak uygulanmasıyla çözülebilir. Tüm kâinatı yaratmış, onun işleyişini düzenini belirlemiş olan Allah’ın emirlerine uymak gerekir. Çünkü hayatın düzenlenmesinde takip edilecek yolun ne olduğunu ancak onu bizzat yaratmış olan bilir ve gösterebilir. Bu yaklaşım tarzını Bediüzzaman şöyle ifade etmektedir:

Evet, millet-i İslamiyenin sebeb-i saadeti yalnız ve yalnız hakaik-i İslamiye ile olabilir. Ve hayat-ı içtimaiyesi ve saadet-i dünyeviyesi Şeriat-ı İslamiye ile olabilir… Elhasıl: Had ve ceza emr-i ilahi ve adalet-i rabbaniye namına icra edildiği vakit hem ruh hem akıl hem vicdan hem insaniyetin mahiyetindeki latifeleri müteessir ve alakadar olurlar… Demek hakiki adalet ve tesirli ceza odur ki: Allah’ın emri namıyla olsun. Yoksa tesiri yüzden bire iner.(Hutbe-i Şamiye Zeylinin Kısa Bir Tercümesi 1995: 79, 82-83)

Sonuç olarak Said Nursi’nin siyasal ve toplumsal alandaki görüşleri ihmal edilmiş, daha doğrusu farklı ve Batılı bir bakış açısıyla ele alınmıştır. Farklı dönemlerde yaşayan Bediüzzaman’ın söyledikleri veya yazdıkları kapsayıcılığı ve bağlayıcılığı tek eser olan Kur’an-ı Kerim’in akaid, ahlak, amel ve ahkâm boyutlarıyla bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmeli ve anlaşılmalıdır.

YORUMUNUZU YAZIN ...
Farklı olanı seçin:
# # # # # #