“Üretim Düştü, Tedarik Bozulmadı: Tarımın Sessiz Başarısı”
Ülkemizde bitkisel üretim 2025 yılında bir önceki yıla göre düşüş göstermiştir. Bu tabloyu tek bir nedene indirgemek mümkün değildir. Ancak veriler dikkatle okunduğunda, asıl belirleyici unsurların tarımın yapısal özellikleri ile iklimsel faktörler olduğu açıkça görülmektedir.
2025 yılında üretim miktarları; bir önceki yıla kıyasla tarla ürünleri olan tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde (yem bitkileri hariç) %9,0, sebzelerde %0,9, meyveler, içecek ve baharat bitkilerinde ise %30,9 oranında azalmıştır. Buna göre üretim miktarları; tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde 68,1 milyon ton, sebzelerde 33,3 milyon ton, meyveler, içecek ve baharat bitkilerinde ise 19,6 milyon ton olarak gerçekleşmiştir.
Toplam bitkisel üretim 137 milyon tondan 121 milyon tona düşmüştür. Oysa 137 milyon tonluk üretim seviyesinde yaklaşık 74 milyar dolarlık tarımsal hasıla ve 36,2 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirilmişti.
Bu tablo bize birkaç temel gerçeği bir kez daha hatırlatmaktadır: 2025 yılının Şubat ve Nisan aylarında, Türkiye genelinde 35 ili kapsayan ciddi bir don olayı yaşanmıştır. Bu afet, başta meyve üretimi olmak üzere bitkisel üretimde önemli kayıplara yol açmıştır. Bitkisel üretimin yaklaşık yüzde 40’ını oluşturan meyve grubunda bazı bölgelerde hiç ürün alınamamış, birçok üründe ise ciddi verim düşüşleri yaşanmıştır. Bu ölçekte bir kaybın, tarımsal büyüme rakamlarına yansımaması düşünülemez.
Bitkisel üretimin diğer önemli bölümünü oluşturan tahıllar, baklagiller, yem bitkileri ve endüstriyel bitkilerde de kuraklık kaynaklı ciddi verim kayıpları meydana gelmiştir. Bunun yanı sıra, sert çekirdekli meyvelerde yaşanan don zararları ve özellikle fındık üretiminde görülen kokarca zararlısının etkisi, yüksek katma değerli ürünlerde belirgin düşüşlere neden olmuştur. Bu ürünler, tarımsal hasılanın önemli bir kısmını oluşturduğundan, yaşanan kayıplar büyüme oranlarını doğrudan etkilemiştir.
Bu tablo bize üç temel gerçeği bir kez daha göstermektedir.
Birincisi, tarımsal üretim son derece kırılgan bir yapıya sahiptir ve sanayi ya da hizmetler sektörüyle aynı ölçütlerle değerlendirilmesi mümkün değildir. Tarım; planlanabilir olduğu kadar, doğaya bağımlı bir faaliyettir. Üretim süreci büyük ölçüde insan iradesinin dışında gelişen iklimsel faktörlere bağlıdır.
İkincisi, iklim krizinin artık teorik bir tartışma olmaktan çıktığı ve doğrudan üretim miktarları üzerinden etkisini göstermeye başladığı açıktır. 2025 yılı, Türkiye açısından iklimsel açıdan son derece zor bir yıl olmuştur. Don olayları, kuraklık, aşırı sıcaklar ve düzensiz yağış rejimi tarımsal üretimi baskılamıştır. Bu durum sadece Türkiye’ye özgü değil; küresel ölçekte tarım sektörünü etkileyen bir gerçektir.
Üçüncüsü ise tarımı sanayi mantığıyla eleştiren ve tarımsal üretimin kendine özgü doğasını görmezden gelen yaklaşımların, veriler karşısında hızla anlamını yitirdiğidir. Tarımı bilmeden yapılan değerlendirmeler, meseleyi açıklamak yerine daha da karmaşık hâle getirmektedir.
Bugün bazı çevreler, tarımsal üretimdeki düşüş için “Bunu sadece iklime bağlayamazsınız” demektedir. Peki neye bağlayacağız? Tarımın üstü kapalı bir fabrika olmadığını, doğrudan iklim şartlarına bağlı bir faaliyet olduğunu görmezden mi geleceğiz? Bilgiye dayanmayan bu itirazlar, çoğu zaman meseleyi anlamaya değil; altında başka anlamlar aramaya yöneliktir.
Ne yazık ki tarım, burada bir analiz konusu olmaktan çıkarılıp bir siyasal dövme aracı hâline getirilmektedir. Üretim rakamları, bağlamından koparılarak siyasi aparat olarak kullanılmaktadır. Oysa 2025 yılında Türkiye, çok ağır bir iklim krizi gölgesi altında tarımsal faaliyet yürütmüştür ve bu süreci büyük ölçüde yönetebilmiştir.
En önemli gösterge şudur: Temel besin maddelerinde herhangi bir tedarik sorunu yaşanmamıştır. Bu, tarımsal üretimin tüm baskılara rağmen sürdürülebildiğini, risklerin belli ölçüde yönetildiğini ve gıda arz güvenliğinin korunduğunu göstermektedir. Tarım politikalarının başarısı, yalnızca üretim artışıyla değil; kriz dönemlerinde arzın devamlılığını sağlayabilme kapasitesiyle ölçülmelidir.
Dolayısıyla bugün yapılması gereken şey, tarımsal üretimdeki düşüşü inkâr etmek ya da abartmak değil; bu düşüşün hangi şartlar altında gerçekleştiğini doğru okumaktır. İklim krizinin belirleyici etkisini görmezden gelerek yapılan her değerlendirme, tarımsal gerçeklikle bağını koparmış olur.
Tarımın Kendine Has Yapısı: “Üstü Açık Fabrika”
Tarımın en belirleyici özelliği, “üstü açık bir fabrika” olmasıdır. Bu ifade, üretim sürecinin büyük ölçüde insan kontrolü dışında gerçekleştiğini anlatır. Tarımsal üretim, doğa olaylarına karşı savunmasız ve çoğu zaman müdahaleye kapalıdır.
1. Doğaya Bağımlılık ve Risk Faktörü
Tarımın en temel özelliği, iklim şartlarına ve doğal çevreye olan mutlak bağımlılığıdır.
• Üstü Açık Fabrika: Tarımsal üretim, laboratuvar veya kapalı fabrika ortamında değil, atmosferik olaylara açık arazilerde gerçekleşir. Güneşlenme süresi, yağış miktarı, rüzgar hızı ve sıcaklık, üretim miktarını ve kalitesini doğrudan belirler.
• Önlenemez Doğa Olayları: Bir çiftçi ne kadar teknoloji kullanırsa kullansın; dolu yağışı, don olayı, sel, kuraklık veya fırtına gibi afetler karşısında çaresiz kalabilir. Bir gecelik don, tüm yıllık emeği ve sermayeyi yok edebilir. Sanayide riskler sigorta ve yönetimle minimize edilebilirken, tarımda risk "sistemik" ve çoğu zaman kaçınılmazdır.
• Mevsimsellik: Tarımsal üretim mevsime bağlıdır. Sanayide yılın 365 günü üretim yapılabilirken, tarımda ekim, bakım ve hasat dönemleri biyolojik takvime sıkışmıştır.
Çiftçi ne kadar teknoloji kullanırsa kullansın; don, dolu, sel, kuraklık ya da fırtına gibi afetler karşısında çoğu zaman çaresizdir. Bir gecelik don olayı, bir yıllık emeği ve sermayeyi yok edebilir. Sanayide riskler yönetilebilirken, tarımda risk çoğu zaman sistemik ve kaçınılmazdır.
2. Biyolojik Süreçlere Bağımlılık
Tarımda üretim unsurları canlıdır. Bitkiler ve hayvanlar biyolojik süreçlere tabidir. Bir buğdayın olgunlaşma süresini ya da bir meyve ağacının verime yatma zamanını teknolojiyle radikal biçimde kısaltmak mümkün değildir. Bu durum tarımı, sanayi üretiminden köklü biçimde ayırır. Sanayide makine hızını artırabilirsiniz; ancak doğanın ritmini zorlayamazsınız.
Bu durum, tarımda standartlaşmayı da zorlaştırır. Her elma, her başak ve her hayvan birbirinden farklıdır; sanayide olduğu gibi tam bir homojenlik sağlamak mümkün değildir.
3. Azalan Verimler Yasası
Azalan verimler yasası tarımda en sert biçimde işler. Belirli bir toprak parçasına ne kadar çok girdi (gübre, ilaç, emek) verilirse verilsin, verim artışı bir noktadan sonra yavaşlar, hatta düşer. Toprağın üretim kapasitesinin fiziksel ve biyolojik bir sınırı vardır.
4. Talep ve Arzın Katılığı
Tarım ürünleri genellikle insanların zorunlu ihtiyaçlarıdır (gıda). Bu durum ekonomik açıdan ilginç sonuçlar doğurur:
• Talep Esnekliğinin Düşüklüğü: Fiyatlar düşse de, artsa da insanlar gıda tüketmek zorundadır. Ekmek fiyatı yarıya düştüğünde kimse iki katı ekmek yemez; fiyatı iki katına çıktığında da ekmekten kolay kolay vazgeçmez.
• Arzın Gecikmeli Olması: Tarımsal ürünlerin fiyatı piyasada aniden yükselse bile, çiftçinin buna hemen yanıt verip üretimi artırması imkansızdır. Yeni ürünün piyasaya sürülmesi için bir sonraki hasat mevsiminin beklenmesi gerekir.
Tarım ürünleri zorunlu ihtiyaçlardır. Bu nedenle talep esnekliği düşüktür. Fiyatlar artsa da azalsa da insanlar gıda tüketmek zorundadır. Arz ise gecikmelidir; fiyatlar yükseldiğinde çiftçinin hemen üretimi artırması mümkün değildir. Yeni ürün için bir sonraki hasat döneminin beklenmesi gerekir.
5. Bolluk Paradoksu
Tarımın belki de en acımasız ekonomik kuralı şudur: "İyi hasat, çiftçi için her zaman iyi gelir demek değildir."
Ürünün çok bol olduğu (rekoltenin yüksek olduğu) yıllarda, arz fazlası nedeniyle fiyatlar o kadar çok düşer ki, çiftçinin toplam geliri azalır. Tersine, ürünün az olduğu (kötü hasat) yıllarda fiyatlar aşırı yükselir ve çiftçinin eline daha çok para geçebilir. Bu paradoks, tarım üreticisinin gelir istikrarsızlığı yaşamasına neden olur.
Tarım, sadece bir ekonomik faaliyet değil, biyolojik ve meteorolojik bir süreçtir. "Üstü açık alanda" yapılması, onu diğer tüm sektörlerden daha kırılgan hale getirir. Teknoloji (seracılık, sulama sistemleri vb.) doğanın etkisini azaltsa da, tarım özünde toprağa, güneşe ve suya muhtaçtır. Bu nedenle tarım sektörü, serbest piyasa koşullarına tam olarak bırakılamayacak kadar stratejik ve desteklenmesi gereken bir alandır.
2025 Yılında Üretim Gerilemesi
Bir önceki yıla göre, buğday üretimi %13,7 oranında azalarak 17,9 milyon ton, arpa üretimi %25,9 oranında azalarak 6 milyon ton, çavdar üretimi %20,9 oranında azalarak yaklaşık 203 bin ton, yulaf üretimi %26,3 oranında azalarak yaklaşık 288 bin ton, mısır üretimi ise %4,9 oranında artarak 8,5 milyon ton oldu.
Kuru baklagiller grubunda nohut, kuru fasulye ve kırmızı mercimek üretimi sırasıyla yaklaşık 413 bin ton, 247 bin ton ve 250 bin ton oldu. Yumru bitkilerden patates ise bir önceki yıla göre %7,2 oranında azalarak 6,4 milyon ton üretildi.
Yağlı tohumlardan soya üretimi %17,4 oranında azalarak yaklaşık 149 bin ton, ayçiçeği üretimi ise %11,8 oranında azalışla yaklaşık 1,9 milyon ton oldu.
Şeker pancarı üretimi %2,0 oranında azalarak yaklaşık 22 milyon ton olarak gerçekleşti.
Sebze üretimi 2025 yılında bir önceki yıla göre azaldı
Sebze ürünleri üretim miktarı 2025 yılında bir önceki yıla göre %0,9 oranında azalarak yaklaşık 33,3 milyon ton olarak gerçekleşti.
Sebzeler grubu ürünlerinden karpuzda %6,7, kuru soğanda %9,8, sivri biberde %1,8 oranında üretim artışı; domateste %7,6, salçalık kapya biberde %4,7, hıyarda %2,0 oranında üretim azalışı oldu.
Meyve üretimi 2025 yılında bir önceki yıla göre azaldı
Meyveler, içecek ve baharat bitkileri üretim miktarı 2025 yılında bir önceki yıla göre %30,9 oranında azalarak yaklaşık 19,6 milyon ton oldu.
Meyveler grubunda, bir önceki yıla göre elmada %48,3, çilekte %1,9, şeftalide %46,1, nektarinde %44,1, kirazda %70,6, üzümde %27,5, narda %10,2 oranında üretim azalışı oldu.
Turunçgil meyvelerinden mandalinada üretimde %5,8'lik artış oldu; portakalda %17,5, limonda %34,4 oranında üretim azalışı görüldü. Sert kabuklu meyvelerden fındıkta %38,5, cevizde %38,2, Antep fıstığında %61,5 oranında üretim azalışı oldu.
Muz üretiminde %1,2, zeytin üretiminde %34,7 azalış gerçekleşti.
Süs bitkileri üretimi 2025 yılında bir önceki yıla göre azaldı
Süs bitkileri üretim miktarı 2025 yılında bir önceki yıla göre %1,4 oranında azaldı.
Süs bitkileri üretimi içinde kesme çiçeklerin %66,4, diğer süs bitkilerinin ise %33,6'lık bir paya sahip olduğu görüldü.
Bir önceki yıla göre kesme çiçek üretiminde %5,8 oranında azalış, diğer süs bitkileri üretiminde ise %8,7 oranında artış gerçekleşti.
Tarımı, sanayi mantığıyla eleştiren ve sektörün kendine özgü doğasını dikkate almayan yaklaşımlar, rakamlar karşısında anlamını hızla yitirir. Tarım, kontrol edilemeyen doğa olaylarıyla mücadele eden, uzun vadeli ve sabır gerektiren bir alandır. Başarı kriteri, sadece bir önceki yılın rekorunu kırmak değil, zorlu koşullarda dahi gıda güvencesini ve piyasa istikrarını sağlamaktır.
2025 yılı verileri bize şunu gösteriyor: İklim krizi gerçektir ve etkileri derindir. Ancak bu etkiler yönetilebilir, hafifletilebilir ve toplumun temel ihtiyaçları karşılanacak şekilde bir sistem içinde hareket edilebilir. Tarımı bilmeden yapılan, her dalgalanmanın altında spekülatif nedenler arayan ve bunu siyasi bir araç haline getirmeye çalışan yaklaşımlar ne çiftçinin emeğine ne de sektörün gerçeklerine saygı duyar.
Asıl takdir edilmesi gereken, zorluklar karşısında direnç gösteren çiftçilerimiz ve bu zorlu süreçte gıda güvenliğimizi korumayı başaran sistemin ta kendisidir.
Bugün yapılması gereken; üretim düşüşünü siyasi bir malzeme yapmak değil, iklim krizinin yarattığı bu yeni normalde çiftçinin yanında durmak ve bu sürecin tedarik zinciri kopmadan atlatılmış olmasının kıymetini bilmektir. 2025, Türkiye tarımının iklime rağmen ayakta kaldığı bir yıl olarak kayıtlara geçmelidir.