"Dava adamı" denince ne hikmetse akıllara hep geçmişte yaşanmış zulümlere o gün mazlumdan yana duruş sergileyerek topluma yön veren bilinçli ve diğergamlıklarıyla maruf insanlar gelir. Böyle geçmişe takılınca da "dava adamlarını" hep uzaklarda ararız. Ya mekan uzaklığından ya da beka aleminde olduklarından örneklikleri de bir o kadar uzakta kalır. "O zamanlarda yaşasaydık biz de öyle biri olurduk" deyip yaşadığımız zaman diliminin hatta şartlarının daha zor olduğunu bile düşünerek dava adamlığından nasiplenmeyi elimizin tersiyle iterken hemen yanıbaşımızdaki dava adamlarından müstefit olma şansını da kaçırmış oluruz.
Nevzat Öylek hemen yanıbaşımızdaki dava adamlarından ve mütevaziliğiyle maruf biridir. İslami manada dava adamı olmanın ilk keriteridir. Çünkü rol madelimiz kainatın efendisidir. Onun olduğu meclise giren bir yabancı kimin peygamber olduğunu bilemeyecek kadar mütevazilikte ulaşılmaz bir derinliktir o.
Nevzat Öylek kardeşimizi Bakanlıkta tanıdım. Bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğünde görevli iken Eğitim-Bir-Sen'de sekreterliğe getirilmiş, bilahare sendikanın bir nolu şube başkanı seçilerek hak namına verdiği mücadelede güçlü olmanın nimetlerini sadece inandığı dava uğruna devşirme derdinde olan bir şahsiyettir.
Nevzat Öylek'in dava adamı oluşunu öğretmen olması hasebiyle bir yönde Hasan el-Benna'ya benzettiğim olmuştur. Biri tarihe mal olmuş bir dava adamı biri de hala içimizde yaşayan, yanıbaşımızda bir dava adamı...
Aksa Tufan'yla birlikte sokakları kendine mesken tutmuş bir kardeşimizdir. Hz. Ali efendimizin "bir zulmü engelleyemiyorsanız en azından onu herkese duyurun" sözünü kendisine prensip edinerek Sendika'nın gücünü hep bu yönde kullandığa şahit olduk. Kar-kış demeden, yağmur fırtınaya bakmadan Ankara'nın cadde ve sokaklarında zalim Siyonist'in zulmünü haykıran bir fırtına gibi esti. İnsanların bilinçlenmesi adına sıcak ve yumuşak yatağını değil tahtadan oturduğu sandalye ve buz gibi sokakları tercih etti. Mitingler düzenledi. Konfetanslar verdi. STK'ları bir araya getirdi. İsrail mallarının boykotuna öncülük etti. Direndi, çabalandı fakat Siyonist'e karşı içindeki ateş bir türlü soğumuyordu. İçi acıyordu mazlum Gazzeli için.
Ve bir gün geldi Sumud Filosu'da buldu kendisini. Ölümü göze almıştı bu yolda. İmza atmıştı bunun için kağıda. Attığı imzanın manası ölümdü. Fakat Yunus'un "ölen hayvan imiş, aşıklar ölmez" dizesi şiarıydı kendisinin. Çocuğu sınava girecekti, istemez miydi sıradan bir baba gibi çocuğunun morali bozulmasın diye yanıbaşında ayrılmasın. Sadece bir ben miyim bu dünyada zalime karşı çıkacak diye rahatını düşünmedi. Çocuğumun istikbali diye duygusallığa kapılıp göz yummadı yapılan haksızlığa. İşte böyle herkesin olsa da bir hesabı kimisi yontar keser gibi kendisine kimi de hızar gibi Hızır olur her yere. Zaten "Hızır Kıta"ydı bu uğurda pluşturduğu sosyal medya gurubunun adı.
Sumud Filosu'na katıldığı andan itibaren takip etmiş olsa da kendisini asıl beklediğimiz başından geçenleri dinlemekti.
Bu vesileyle 25 Haziran 2026 tarihinde Perşembe günü Ankara EBS Otel konferans salonunda Gazze için yola çıkan SUMUD filosunda gönüllü olarak bulunan ifade ettiğim gibi Eğitim-Bir-Sen 1 nolu şubenin başkanlığını deruhte eden Nevzat Öylek kardeşimizin bizzat şahit olduğu Siyonist zulmünü dile getirdiği konferansını dinlemek için bir araya geldik.
Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan program zulme uğrayan kadın-çocuk, genç- yaşlı insanların yürek yakan görüntülerinin videosunu izlerken bile bir insan olarak yapılan zulmün dayanılmaz psikolojisini yaşadık; oturduğumuz rahat koltuklarda.
Kürsüye davet edilen Nevzat kardeşimiz izlediğimiz kısa bir Gazze vetiresinden sonra Gazze'de çocuk olmanın resmini çizdi şu mısralarla;
BEN FİLİSTİNLİ ÇOCUK
Yoksul aç bir dilim ekmeğe bir yudum suya muhtaç
Ben filistinli çocuk
Açsa güzel çiçekler görmez gözüm
Bana silah uzanır gül ve çiçek yerine
Burada gül değil gülleler vardır
BEN FİLİSTİNLİ ÇOCUK
Unuttum oynamayı unuttum oyuncakları
Bir tek Oyun var bildiğim sapan ile savaşmak
Silahtan başka oyuncak`ta görmedim zaten
BEN FİLİSTİNLİ ÇOCUK
Doğduğumda kendimi savaşın içinde buldum
Gözümden yaş değil kan gelir
Ben dövüşürüm zulmün tahtına karşı
Oyun nedir tatmadım ben
Benim oyunum savaşmak
Sen oyunda vurulursan ebe olursun
Ben oynarken ŞEHİT olurum
BEN FİLİSTİNLİ ÇOCUK
Ne zaman duyulacak feryadım
Ne zaman duyulacak ahım
Ne zaman.....
Ne zamanı yok artık
Düşünecek vakitte yok
Sen okula başladığında ben savaşta olacağım
Kitap defter göremeden
Kuş Nedir çiçek nedir sevgi nedir bilemeden
BEN FİLİSTİNLİ ÇOCUK
Söyleyin nedir benim günahım
Ne zaman duyulacak feryadım
Nezaman duyulacak ahım
Ne zaman....
Vatanında garip esir gülmeyi unutmuş Gözünden boncuk boncuk yaş değil kangelen
Çocuklarda olduğunu bilmenizi isterim
Ey yeryüzü çocukları
İnsanlık ölmesin diyenler
Kardeşsek eğer Gelinde beraber gülelim
Beraber oynayalım beraber yaşayalım.
Nevzat Öylek kardeşimizin tesir eden anlatımı zulüm anlarını yaşamış biri oluşundan kaynaklıydı. Her kelimesi bu yüzden işleniyordu biz dinleyeblerin yüreğine. Bu şiir bile yeterdi zulmü anlamaya kalbinde zerrece merhamet kırıntısı olanlar için.
Verdiği bilgiler sadece bugünü değil Yahudiliğin anatomisini de anlatıyordu. Allah'ın bu milleti kıyamete kadar neden lanetlediğini bir kez daha anlıyorduk bu konfetansta. Yahudilerin ahiret inancı yok diyordu Nevzat Öylek. Ahirette hesap verebilirliği reddeden, kendilerinden başka her insanı öldürme haklarının olduğunu iman düsturu haline getirip şizofren bir ruh hali içinde olan hastalıklı bir güruhu anlatıyordu bize. Bu güruhun dünyanın başbelası yaratıkları olduğunu bir kez daha anlıyorduk.
Bugüne kadarki zulümlerinde sınır tanımazlıklarını bir bir anlatırken verdiği örneklerle salonda oluşturduğu dehşet ruh halimizi biraz olsun teskin eden bilgilendirmeleri de yok değildi; bunların helakini bildiren hadisin gargat ağacı örneği üzerinden yaptığı açıklamada şu an gelinen noktada şartların o yönde geliştiğine inandığını söylemesi bir yana bunu delillendirmesi yüreğimize su serme cinsindeydi. Bir gün gelecek bunların saklanacak delik arayacaklarını söylüyordu. Çünkü hadisin manası bu yöndeydi. Arkasına saklanacakları taş ve ağaçlar Yahudi'yi deşifre edecekti.
Sumud Filos'unun bu hakikatin tecellisi olduğunun altını çizmişti... O taş yürekli batı, mazlum müslüman Gazzeli için teyakkuzdaydı çünkü... Hristiyan alemi de bunlara karşıydı. Ancak bunun bilinmesi istenmiyordu. O yüzden Sumud Filosu organizasyonu Türkiye'de değil batı ülkelerinde gerçekleşiyordu.
Dişimizi sıktık diyordu Nevzat kardeşimiz. Sumud Filosu Sitonistlerin maskesini düşürüyordu. O yüzden Sumud'u başarısız kılarak olup biteni lehlerine çevirmek için bizi tahrik ederek terör estirmemizi istediler. Otunlarını kursaklarında bıraktıt diyordu. Dayanmak zordu, sıktık dişimizi derken bir ara gülüverdi bunu söylerken. Meğer dişinin kaplaması bu sıkmada gerçekten düşüvermiş...
İçimizde diyordu bir şekilde ajanları vardı. İkidebir diyordu filonun tekneleri arıza veriyordu çünkü...
Görünürde filodaki tekneler bir arada olsa da onların ne zorluklara tedarik edildiklerini anlatırken tekneleri satanları nasıl paraya boğarak caydırdıklarını bilmiyorduk mesela...
Sendika olarak Sumud Filosu için 10 tekne satın aldıklarını öğrenmemiz Sendika teşkilatımızın güvenli ellerde olduğunu göstermesi adına da gurur vericiydi.
Küfür yaşar ancak zulüm devam etmez gerçeğini bir kez daha gözler önüne serilmişti Nevzat Öylek bey kardeşimizin anlatımında.
Bilgilendirme ve aynı zamanda şuurlanırmayı salık kılan bu konfetansın bir çok ilde verilmesini istiyoruz.
Bu köşemde ancak bu kadarını anlatabildim. O sebeple bu konferanstan bir çok insanın istifade etmesi yerinde olacaktır.
İyi ki varsın genç dava adamı Nevzat Öylek...
Mustafa Salim
28 Haziran 2026 Ankara