İnsani duyarlılık adına ne kadar samimi ve hassas kişiler olduğunu bildiğim bazı insanların ABD-İsrail-İran savaşına dair yaptıkları yorumlarında manipülasyonların etkisinde kaldıklarını görmek cidden üzücü bir durum.
Bu yönlendirmelerin birçok ortak yönümüzün olduğu kimseler üzerinde nasıl etkili olduğu da bir gerçek.
2014 yılında Sayın Erdoğan’ın Hamaney ile yaptığı görüşmede “Suriye’de 100 binden fazla Müslüman öldürüldü. Birlikte bu akan kanı durduralım” dediğinde Hamany’in “Suriye er geç bizimdir. Değil orada 100 bin kişi, 5 milyon da öldürülse umurumda değil” şeklinde karşılıklı konuşmanın yer aldığı bu paylaşımımdan ötürü maksadını aşan birçok çıkarımın sebebi sanırım paylaşıma bir yorum yapmadığımdan kaynakladı.
Çıkarımların başında sanki İran’a yapılan saldırıya sevinen biri olduğum yönündeydi.
Halbuki toplumda fitneliğe yol açacak söylem ve haber paylaşımında çok dikkat etmemizin ne kadar gerekli olduğu hususunda en azından onlar kadar işin farkında olan biriyim.
Şu durumda bir savaş var. Savaşın Gazze canavarı alçak Siyonistlerin başlattığı ve İran'a atılan her bomba ve füzenin canımızı yaktığı da bir gerçek. Bir okula atılan füzenin hunharca katlettiği 164 masum kız öğrencinin acısını hissetmeyen birinin değil müslüman olması, insandan bile sayılmayacağını azıcık vicdanı olan herkes bilir ve öyle inanır.
Hamaneyn'in yanlışlarını konu alan bu paylaşımım "oh iyi oldu, bu kadar kötülük elbette cezasız kalmayacaktı ve yaptığın kötülük derecesinde bak ülken cehenneme döndü" diye yapılan bir sevinç çığlığından ileri gelmiyor.
"Ne ekersen onu biçersin" deyimimiz bu tür meseleleri anlatma noktasında benzer hususlara her zaman bir açıklık getirmiştir. Hatta dahası da var. Mustafa Doğan’ın bir paylaşımında Ali Hamaney’nin İran politikası haline gelen şenaatleri kan dondurucu mahiyeti haiz:
“13 Yıl, 9 Ay boyunca yönettiği Suriye iç savaş'ında; 1.6 milyon insanı katledildi. 3.5 milyon insan yaralandı. 12 milyon insan ülkesini terk etti. 2 milyon çocuk yetim ve öksüz kaldı. Lübnan'a sığınan kadınlar satıldı; Bakire kadınlar 1500 Dolara satıldı. Dul kadınlar 500 Dolara satıldı. Halk açlık ve yoksulluktan öldü. 30.000 kadın zindanda çürüdü. Halep'te soykırım uygulandı. Onbinlerce Suriyeli göç yolunda öldü. Binlerce kadın fuhuş mafyasınca kullanıldı. Onbinlerce çocuk kaçırıldı ve bir daha bulunamadı. Her türlü ırkçılık ve nefrete muhatap oldular. Kimine Fırat Nehri, kimine Akdeniz ve kimine Meriç Nehri mezar oldu. Yerin yedi kat altında kurulan mahzenlerde işkenceler yapıldı. Onbinlerce kadına sistematik tecavüzler uygulandı. Tecavüzden hamile kalan kadınlar intihar fetvası dilendi.” Ali Hamaney'in emriyle uygulanan bu vahşetin kaderin adeletinde elbette ki bir karşılığı olacaktı.
İranlı bir generalin Mossad ajanı olduğu yönünde medyaya düşen bir dolaşımdayken elbette kızgınlığımız boşuna olmayacaktır. Burnunun dikine gideceğine içine çöreklenmiş Mossad ajanlarından bihaber ve önlem almayan bir dini liderden bahsediyoruz. Peki şimdi bir okulun çatısı altında füzelere hedef olan o masum kızların ölümüne yol açan kim? Gözümüzün önündeki bu canavarı pas mı geçelim. Rasulullah buyurur ki haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Ben bu şeytanlığı kabul etmiyorum. İş işten geçmiş, bu konuyu şimdi irdelemeyelim demenin müslüman birinin hayatında yeri olamaz. Bu manada İsrail Yahudisi ne kadar alçaksa bu Hamanyen İranı da bir o kadar alçaktır.
Savaş çıkmasın diye Türkiye olarak nasıl bir mücadelenin içinde olduğumuz herkesin malumu. Bu girişimiz karşısında bir o kadar da onur duyuyorum. Buna karşılık Hamaneyn'in İran'ı ne yaptı? Bizimle hareket edeceklerine süfli emelleri peşinden siyaset yapmayı tercih ettiler. Biz devlet olarak ne kadar uyardıysak onlar o kadar sağır kesildiler. Batılılarla işbirliğine gittiler. Bundan önce Hamas'ın lider Haniyen bu topraklarda suikaste uğramadı mı? Hizbullah liderinin ölümü de yine bunlar eliyle olmadı mı? Tüm bu olup bitenlere nasıl bigâne kalınabilir?
Hamaneyn nokta vuruşuyla öldürülüyor. Bir okul binasında 164 kız öğrenci nokta vuruşuyla hunharca imha ediliyor. Şimdi bunların müsebbibi Hamanyen’in izlediği yanlış politika değil mi?
Düne kadar PKK’yı bile beseleyen yine bu adamın izlediği siyaset değil miydi? İşin neresinden bakarsak bakılsın İran Şiilik dürtüsünden hareketle Sünni bloğu hiçbir zaman sevmedi ve hep zararına çalıştı.
İran devrimi bu manada hiçbir zaman İslam devrimi olmadı. Şii devrimi olmanın ötesine geçmedi. O günden beri sünni dünya ile çatışma halinde olan bir İran’dan bahsediyoruz.
ABD'nin ortadoğu uzmanı Füller, yazdığı bir kitapta der ki, “bizim oluşturmak istediğimiz ’Yeni Dünya Düzeni’nin önündeki tek engel Müslümanlardır. Müslüman derken ehl-i sünneti bloğunu kastediyorum. Bu sebeple Şii kesim bizim için bir tehlike teşkil etmiyor. Haliyle İran bizim için tehdit değil. Bugün ehl-i sünnet camiasının başını Türkiye çekiyor. Dolayısıyla Türkiye'yi ekarte edersek söz konusu düzenimizin önündeki İslam engelini bertaraf etmiş oluruz.”
Füller’in politikasını hayata geçirmek isteyen bir İran var karşımızda. Türkiye’nin aleyhine çalışan bir İran’dan bahsediyoruz. İran’ın varlığı batı ve Siyonistler için bu manada çok önemli. Biz İslam birliğini oluşturamaya çalışırken köstek olan İran. Bir şii hilali projesinin olduğunu es geçersek asıl tehlikeyi görmemiş oluruz.
Savaş çıkmasın diye didinen biz ama çıkması için her ortamı hazırlayan İran.
Bugün Şii olmayan Müslüman dünyaya karşı iç hesapları olan İran, bu doğrultuda Batı ve Siyonizm’in ayak oyunlarını göremeyecek kadar basireti köreldiğinden onların aklıyla hareket etmektedir. Bu şeytani bir akıldır ve zararını, kullanılan İran’ın varlığıyla İslami coğrafya çekmektedir.
İran'ı sevmemem onun İslam'ın batıl mezhebinden olmasınadır.
İkiyüzlülüğünedir.
ABD ve Rusya'nın güdümünde üç milyonu geçkin Sünni Müslümanı öldürmesinedir.
Kalleşliğinedir.
Müslümanların aleyhine kâfirlerle ortaklaşa iş tutmasınadır.
Böyle yanlışı olana da Allah İsrail gibi bir köpeği musallat eder.
Müslümanlara kazdığı kuyuya düşmesidir bu.
Şii ve Farisi istekleri yerine gelmeyince ben yanarken tüm belde yansın psikopatlığa yatıştır bu...
Ben İran’ı, böyle bir durum olmasın diye çırpınmamıza aldırış etmeyen, diğer taraftan kini aklından büyük budala bir devlet olarak görüyorum.
Nasılsanız öyle idare edilirsiniz. Bu hakikate binaen bugün İran her taraftan sarmalanmışsa bir yerde de halkının da bu mezalime seyirci kalması yer almaktadır. Diyebiliriz ki bugün Hamaneyn’in eliyle başlayan bir savaş var. Ocaklar sönüyor. Bir dram söz konusu İran’da. Buna elbette sevinilmez. Ancak sebep olanların hatalı oluşlarını ifade etmek de sevinmek anlamına gelmez. Ayrıca bu aşamadan sonra gerçekleri dile getirmenin fitneliğe sebep olacak bir yönünün olacağını hiç sanmıyorum.
Buradaki vurgu ben Müslümanım diyenlerin ferasetsizliğinedir.
Bizde de aynısı olmadı mı?
İmamoğluna oy verenler eli tespihli Müslümanlar değil miydi?
Bu Hamaneyn denenen adam da, Şii olmayan Müslümanların katline fetva veren adamdı.
Daha iki üç hafta önce İstanbul'da bir araya gelerek uzlaşma görüşmeleri yapacak İran ve ABD'nin son anda İran'ın istemesiyle Umman'ı tercih etmelerini hangi mantık kabul edebilir?
Sonuçta İslam coğrafyasının çıbanbaşı bir devlet şu İran.
Laf dinlemez küstah insanlar.
Bugün bu savaş oluyorsa bu küstahlıklarından kaynaklanıyor.
Olası bir savaşı önlemek için devlet olarak ne çabalar sarf ettik. Çünkü İran tehlikeli sularda yüzüyordu. Ve mani olamadık. Yine de uğraşıyoruz lakin faydasız.
Elbette savaşı istemiyoruz. Fakat çıkacak bir savaşın bölgeyi ne hale getireceği de sır değil...
İçimizde hala öyle İran sevicileri var ki Suriye'nin bugünkü yapısını İran’la barışık olmadığı için ABD'nin bir planı olduğuna inanıyor.
Savaşın çıkmasını kimse istemez. İran’ın nasıl bir akla sahipse ki biliniyor fakat daracık hedefleri için bölgesel bir savaşın çıkışını pek de umursadığı söylenemez.
Dört milyona yakın sünni insanı katleden bir İran bu. Allah cezasını böyle işbirliği yaptığı gavurun eliyle veriyor.
Tabi ki ABD batsın, Siyonizm gebersin.
Tüm bunlara rağmen ben İran'a güvenemiyorum.
Onun için onun ümmet diye bir derdinin olduğuna da inanmıyorum.
İsrail ABD köpekliğin yaparken, İran da bu görevi Çin adına yetine getiriyor.
İşin hakikati bu.
Keşke bu çıkışlarını İslam adına ve İslami akılla yapsaydı.
Bugün İsrail'i perişan eden İran’ın isabetli füzeleri içimizdeki yağları eritmesi bir yana ki çok seviniyoruz, lakin FETÖ gibi kendi aklını kullanmadığı için güven vermiyor...
Biri Armagedon savaşı çıksın diyerek deccalı bekleyen İsrail, diğeri melheme-i kübra çıksın da kayıp imam gelsin diye İran şiası.
Biri Arz-ı mevud hayaliyle dünyayı ateşe veriyor diğeri şii hilali uğruna yakmadığı yer bırakmıyor.
Duygusallığa gerek yok.
Savaşı çıkardılar.
Akacak kan damarda durmaz.
Ülkemizde ise ateşe körükle giden çevrelerin ayak oyunlarına gelmeyecek derecede basiretli bir devlet politikamızın olduğu aşikardır.
Ülkemizde dün, “İran’la Türkiye bir savaşa girecek olsa İran tarafını tutarım” diyenler bugün “Türkiye neden İran’a saldırmıyor” diyecek kadar tutarsız ve batının çıkarları doğrultusunda çaba harcayan bir muhalefetle karşı karşıyayız. Buna asla itibar edilemez. Buna itibar etmediğimiz gibi ABD’yi kullanarak ülkemize kaos yaşatmak isteyen bir İsrail’in var olduğunu biliyoruz. Tamamen ülke menfaatlerimiz neyi gerektiriyorsa o yönden bir siyaset izlediğimiz herkesin malumu.
Bugün İran topraklarında yaşanan katliamdan ne kadar rahatsızlık duyuyorsak yaptıkları yanlışların da farkındayız.
Yaptığı yanlışlar coğrafyamızı kan gölüne çevirse de batının oyunlarına gelmeyecek kadar ileri ve kucaklayıcı bir tavır içindeyiz.
Devletimizin bu politikasını halkımızın ekserisi benimsemekte ve tavırlarını da o yönde sergilenmektedir.
Biz bugün iç cephenin güçlendirilmesi politikasının meyvelerini devşiriyoruz.
İran örneğinden hareketle Türkiye olarak son çeyrek asırda özellikle savunma sanayimizde hayata geçirilen projelerden ve başkasının aklıyla değil bin yıllık devlet geleneği aklımızla hareket edişimizden dolayı Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayip Erdoğan’ın ümmet için, mazlum dünya ve Türk dünyası için ne kadar önemli bir lider olduğu bir daha aşikar oldu.
Mustafa SALİM
08 Mart 2026 ANKARA