Örülü saçlardan çözülen hakikatler...
Nasıl bir örgü ki adeta bir turnusol kâğıdı oldu.
Bir bir düşürdü maskeleri.
Kimisi de mal bulmuş mağribîye döndü.
Kılı kırka yarmanın derdine düşenlerin kıllıkları biter mi hiç?
Ne zaman hükümet birilerinin inine girse velveleler peş peşe gelir.
Terörü bitirerek iç huzuru sağlama eylemine her geçişte birileri bir yerden düğmeye başlar şu ülkemizde.
İç cephenin güçlendirilmesi adımı atıldı, denmedik şey bırakılmadı. Hâlbuki girişilen her şey ülkemin selameti içindi.
Ne zaman zor zamanlardan geçsek maskeli sinsi yüzler piyasada kol gezmeye başlar.
Hatırlarsınız, asrın felaketi dediğimiz 6 Şubat depremi olduğunda kripto ne kadar sahtekar varsa hükümete yüklendi. Nasıl olsa hükümet o felaketin altında kalıp yok oluverecekti. Sonrasındaki seçim büyük bir fırsattı. Fakat beklenen olmadı, millet sahtekârlara fırsat vermedi. Kazanılan seçimden sonra köşe kapmaca oyunları yine bu sahtekârlara oynadı.
Malumunuz, biz güçlendirilmiş bir iç cephe projemizi hayata geçirdikten sonra Suriye’de meydana gelen harika gelişmelerin akabinde kendilerine entegrasyon olmalarına imkan sağlayan yaklaşık bir yıllık mühleti batıya güvenerek değerlendiremeyen SDG ve PYD terör örgütlerine yönelik girişilen askeri harekat adım adım hedefine ulaşarak terörü bitirme noktasına getirdi. Türkiye’nin Suriye’den desteğini çekmesi için ABD ve Siyonizm’in verdiği gözdağları yerini bulup işe yaramayınca sürecin akameti için algılara başvuruldu. Bugün yaşadıklarımız bundan ibaret. Gerçeklerle hiçbir alakası olmayan fitnelikler yaşanmaktadır.
Hem Türkiye’de hem de Suriye’de özellikle Kürt vatandaşımız gelişmelerden memnun ve gerçeğimiz buyken, bu memnuniyetten rahatsız olan istemezükçü kesim ise fitnelik derdinde. Biz iç cepheyi güçlendirme maksadıyla PKK’ya her indirdiğimiz darbe Kürt vatandaşlarımızca nasıl bir sevinçle karşılandıysa Suriye’de SDG ve PYD’den kurtarılan bölgelerdeki Suriyeli her Kürt vatandaş aynı şekilde sevindi. Millet artık şunun farkında; PKK, SDG ve PYD’nin Kürt vatandaşları kesinlikle temsil eden bir örgüt olmadığıdır.
Örgüte indirilen her darbe hem Türkiye’de hem de Suriye’de bayram sevinciyle karşılanıyorken, bu sevince hazmedemeyen terör sevicilerin de maskesini bir bir düşürüverdi.
Telef edilen kadın bir teröristin kesilen örgülü saçı ekranlarda gösteren şahsın tasvip edilmeyen bu hareketi ne kadar kabul edimezse bunu bahane ederek teröre destek manası taşıyacak saç örme eylemleri de tasvip edilemez. İşte bu teröre destek manası taşıyan tavırların sergilenmesi nice gizli niyetleri de deşifre ediverdi.
Bunlardan; kimi sağlık personeli hastanede ördüğü saçıyla çözülürken, kimi hukukçu da bu çözünürlüğü cübbesine rağmen yaptı. Kimi de siyasette DEM’ini alıp örgüsünden başladığı servisiyle çözünürlüğünü sefasını Avrupa’da sürdüren kızının çözülmüş saçlarıyla yaptı. Militanik bir alevi dedesi Cemevini buna alet etti.
Terör destekçisi kimi Kürt öğretmen okuduğu ayetleri bu şeytani oyunu kamufle etmede kullandı.
Saçını ören sağlıkçının cankurtaran mesleğini can alan bir cani kadın için hiçe sayıyorsa,
Derdi adalet olan bir hukukçunun zulmü meslek edinen bir caniye sahip çıkıyorsa,
Siyasetini Kürtler üzerine ikame eden bir kadının kızını dünyanın en konforlu mekânlarında yetiştirirken dağa kaldırdığı Kürt kızları üzerine ağıt yakıyorsa,
Terör destekçisi bir öğretmen PKK tarafından şehit edilen öğretmenlere aldırmadan örgütün yok oluşuna mersiyeler yakıyorsa bir şeyler ters gidiyor demektir.
Bir kadın teröriste sahip çıkan bu insanlar Diyarbakır annelerinin feryadını neden duymadılar?
Peki PKK’nın;
Batman'ın Kozluk ilçesinde 9 Haziran 2017’de şehit ettiği öğretmen Şenay Aybüke Yalçın’ın,
30 Eylül 1993'te göreve başladığı Diyarbakır'da 25 gün sonra şehit ettiği öğretmen Neşe Alten’nin,
Diyarbakır'da 26 Ekim 1993’te öğretmen eşiyle birlikte şehit ettiği Ayşe Konakçı’nın,
Gaziantep’te 21 Kasım 2022’de şehit ettiği öğretmen Ayşenur ALKAN’nın ve daha nice öğretmenin saçının hiç mi kıymeti yoktu?
Bu soruyu hastanede saçını ören hemşireye, adliyede saçını ören hukukçuya, siyaset adına saçını ören DEM eşbaşkanına, cemevinde dini duyguları istismar eden dedeye ve en önemlisi başını iki eli arasına alarak düşünmekten yoksun öğretmene soruyorum. Yazıklar olsun sizin gibi insanlara…
Toz dumandan hele bir halas olalım, sorgulama sırası elbette gelecektir bunlara. Devleti çökertmeye çalışan teröristlere destek mahiyetinde tavır sergileyen ama devletin tüm imkânlarından istifade ederken yüzü kızarmayan kim olursa olsun mutlaka hesap sorulmalıdır.
Yarın bu eylemelere katılanlardan hesap sorulduğu zaman da birileri saç örmeye ceza mı kesilir diye işi tiye almaya çalışacaktır. Genç teymenlerin kılıç sallamasını da tiye almışlardı çünkü. Devletin bekasına kast manası taşıyan her hareket cezalandırılmalıdır.
Türkiye, Suriye, Irak ve İran’da yaşayan Kürtlerin, dönemin vesayetçi iktidarlarında batının istediği bir dünya düzeni uğruna birçok imkândan kısıtlanarak törürün kucağına itildiğini artık bilmeyenimiz yoktur. Kürtlerin yaşadıkları bölgelerin Arz-ı Mev’ud sınırları içinde olması buraların insandan arındırılmasını gerekli kılmıştır. Bu manada örgütün (PKK, SDG ve PYD) Kürt vatandaşlarla hiçbir ilgi ve alakası yoktur. Örgüt gerçekleştirdiği hunharca eylemlerinde kırk bini geçkin Kürt vatandaş hayatını kaybetmiştir. Ülkemizin ekonomisini sarsan harcamalarda bulunulmuştur. Ülkemizde son çeyrek asırda başlayan yeniden dirilişimiz tüm gerçekleri ortaya koymuş durumdadır.
Bugün batıda Fransa, Almanya, Belçika ve İsviçre’de terörün çıkardığı eylemler onların kimler tarafından beslendiğinin apaçık kanıtıdır. “Besle kargayı oysun gözünü” hesabınca terörü başımıza bela edenlerin sokakları bugün cehennem ateşi haline gelmiş durumda.
Türkiye emin adımlarla yoluna devam etmekte. Teröre göz açtırmayacağının kararlılığını bütün ciddiyetiyle göstermektedir.
Halep ve Şam’dan sonra sıra Kudüs’te…
Hanslar anladı şimdi sıra Hasanlarda…
Mustafa SALİM
25 Ocak 2026 Ankara.