MUSTAFA SALİM salimhoca@hotmail.com

MARAŞ DEYİP GEÇMEMEK LAZIM; KİM BU MİLLETE FRANSIZ KALIRSA DERSİNİ ORDAN ALIR

18 Nisan 2026 Cumartesi 16:03

Kahramanmaraş’taki bir okulda meydana gelen cinayetin ardını görmeyerek sokaklarda biteviye bağıran zavallı insanlar, bu nümayişi kime karşı ve için yaparlar?

Aklları hiç mi yok?

Sokaklardaki bu sürü mantıklı yürüyüşlerin kime ne faydası var; hiç düşündüler mi?

Gözlerini karartan bu kinleri kime?

Bir cinnet var ortada; kimin yaptığı belli. Sonuç belli ve saikler de belli. Her şey gün yüzü gibi net ve orta iken buna rağmen algılarla oynayışları hangi akla sığdırıyorlar?

Onlara sesleniyorum maksadınız;

Ne eğitim ne de kaliteli bir neslin varlığıyla,

Ne öğrencilerin ne öğretmenin hunharca katledilip katledilmemesiyle alakalı; bunu biliyoruz.

Meseleniz memleket meselesi ve böyle bir derdiniz olsaydı okulu kana bulayan çocuğun bunu hangi eksikliğinden yaptığını görür daha makul tepki verirdiniz. Fakat meseleniz bir kaşık suda fırtına koparmak olduğu için makul bir tepki veremezsiniz. Çünkü iyi niyetli de değilsiniz. Maksadınız üzüm yemek olmadığı gayet açık.

Okulda dehşet saçan o çocuk sizin dünyanın yetiştirdiği bir çocuk değil mi? Bunu yapan o meftun olduğunuz dünyanın bir çıktısı değil mi? Özgürlüklerin gırla yaşandığı bir dünyanın özleminde olanların hayalini süsleyen örnek biri değil mi? O zaman neye karşı çıkıyorsunuz? Cinayete karşı çıkıyorsanız Bakan’ı tebrik etmeniz lazım. Çünkü Bakanımız böyle bir nesil yetişmesin diye tüm gayretini sarf ediyor. Bakan’a buna rağmen karşı çıkıyorsanız o zaman hepiniz o çocuk kadar suçlusunuz. O çocuk bu cesaretini kendisini çevreleyen sizin gibi insanlardan alıyor demektir.  

Böyle uçuk bir dünya, fabrika ayarlarını yitirmiş sapkın bir zihniyetin ayakları yere değmeyenlerin dünyasıdır.

Gelin bu sapkın zihniyete bir göz atalım;

Bilindiği üzere Kur'an'da "esfeli safilin" diye bir kavramı geçer. Anlamı "hayvandan da aşağı"olan bu kavram insanların dezenforme oluşlarını ifade eder. Fıtri özelliklerini yitiren insanların bozulmuşlukta geldikleri son raddeyi gösterir. Bu raddede bulunan insanların hayvanlarla olan kıyaslarında ne kadar düşük seviyede oldukları diğer yandan kıyaslandıkları hayvanların da kendilerinden ne kadar yüksek seviyede oldukları ayan beyan görülür ve anlaşılır.

Bir anlamda fıtrat, her varlığın kendine has özellikleriyle yaratıldığı halin ifadesidir de diyebiliriz. Canlı ve cansız her varlığın kendine has özellikleri vardır ve her biri bir gaye için yaratılmıştır. Canlılarda biyolojik hareketlilik bu kavramın kapsamına girse de asıl vurgulanan husus öyle görünüyor ki eğilimleriyle ilgili olan niteliklerle alakalıdır. Özellikle de hayvanlarda bu eğilimlerin bilimsel adı "içgüdü" olarak karşımıza çıkmaktadır. İçgüdü de haliyle hayvanların bir fıtratı niteliğindedir. Haliyle domuz da bir hayvan yılan da. Çakal da bir hayvan aslan da. Fil de bir hayvan akrep de...

Akıl kıstası olmadığı için hayvanların içgüdüleriyle giriştikleri her şey gayet normaldir. Mesela her hayvan dişisini kıskanırken domuzda bunu bulamazsın... Akrebe ne kadar iyi davranılırsa davranılsın hiç kimse zehrinden emin olamaz. Çakalın canlı canlı parçalara ayırırken ki avının çıkardığı feryat figan çığlıkları kendisi için bir anlam ifade etmediği gibi karnını doyurduğu o hengâmede iştahından da zerrece azalmaya sebebiyet vermez. Hele timsahın dönerli manevralarla parçalara ayırdığı avlarını kursağına indirirken çıkardığı gözyaşları... Çoğaltılabilecek daha binlerce örneğiyle hayvanların eğilimlerindeki bu eylemleri gayet normaldir ve sahip oldukları fıtratlarında bu manada bir değişikliğin olması da mümkün değildir.

İnsan için fıtrat meselesine gelince daha muammalı bir durum çıkıyor karşımıza. Çünkü imtihana konu olan varlıklar sadece insanlardır. Kur'an'da verilen "esfeli safilin" örneği de zaten insanlar için kullanılıyor.

Son zamanlarda bir Epstein dosyası sarmaladı dünyayı. Bu dosyada geçen o kan dondurucu hangi davranış biçimi hayvan davranışlarıyla mukayese edilebilir ki? Hangi hayvanla kıyaslanırsa kıyaslansın Epsteinci zihniyet en çirkin hayvandan daha aşağı kalır. İşte “esfeli safilin” kavramının tam açıklaması bu dosyadaki örneklerde yer almaktadır.

Epsteinci zihniyet yüzyılımızın bozulan insan fıtratının somutlaşmış en çirkin bir örneğidir. Geçmiş ümmetlerden Ad, Semud ve Lut kavinlerinden tutun da Nemrut ve Firavun'un zulümlerinin bir bileşkesi olarak karşımıza çıkan Epsteinci zihniyetin maneviyattan yoksun insanları, elindeki teknolojik imkanlarla dünyayı adeta cehenneme çevirmekteler; hem de hayvanlara rahmet okuturcasına...

Bu zümre, imansızlığın ne kadar tehlikeli olduğunu ve olabileceğini gösteren bir numune olarak karşımızda dururken herhangi bir önlemin alınmaması asla düşünülemez. Bu durumda önlem almayı düşünememek insanlığın yüz karası olacaktır.

İnsanlığın yüz karası olmaktan haya eden sağduyulu insanların çırpınışı her daim olmuştur ve de olacaktır. Bu da beraberinde elbette çatışmaları getirmektedir ve getirecektir de. Tabiri caizse dananın kuyruğunun koptuğu an da burası olmaktadır işte. Özellikle de ülkemizde son çeyrek asırda verilen mücadele, sağduyulu insanlarla Epsteinci “esfeli safilin” arasında olmaktadır.

Siz bakmayın Osmanlı'dan sonra ülkemizde demokrasiye dayalı bir siyasetin uygulandığına dair övünmelere... Ülkemizde demokrasi adı altında yıllardır uygulanan siyaset belli bir zümrenin dayatmacı politikasından başka bir şey değildi. Bu dönemde muasır medeniyetler seviyesi mottosu kulağa hoş gelse de içeriği ahlaki çöküşü hızlandırmaktan başka bir işe yaramadı. İçinde ahlaksızlığın yaygınlaştığı bir toplumun ilim ve irfanda bir terakki gerçekleştirmediğini ve gerçekleştiremeyeceğini bizzat yaşayarak tecrübe eden bir milletiz. Şeytanın ayağını kırdığımız son çeyrek asırdaki hamlelerimiz geçmişin hatalarını hep telafiye yönelik oldu. Hataların telafisi mümkün ve kolay olsa da yaşanılan asıl problemler bu telafilere engel olanların varlığından kaynaklı hususlarda görüldü. O zaman anlaşıldı ki birileri bu milletin uyanışını istemiyor. Kalkınmasından çekiniliyor. Ne de olsa geçmişinde dünyaya bin yıllık hükmedişi vardı bu milletin. O yüzden bu milletin fabrika ayarlarına dönmemesi gerekiyordu.

Fabrika ayarları öze dönüşle mümkün olurdu ancak. Bu milletin özününde de imanı, örfü ve adetleri vardı. Bu manevi dinamikleriyle buluşması gerekiyordu. Bunu sağlayacak da genlerimize uygun bir eğitim anlayışı ve buna dayalı bir eğitim sistemiydi...

Bu zaman zarfında “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında eğitimde varılmak istenen seviyeye dönük çalışmalar Milli Eğitim Bakanlığımızca yürütüldü ve bu yolda bir hayli mesafe karteldi. Bu yeni eğitim sisteminin özünde milli ve manevi değerler eşliğinde akademik becerilerin kazandırılması vardı. Akademik birikimin meyveleri ancak milli ve manevi değerlerle mücehhez beyinlerden devşirilebilirdi. İHA ve SİHA'larla başlayana savunma teknolojimiz işte böyle bir eğitim sisteminden geçen beyinlerin ürünüydü.

Epsteinci zihniyetin ülkemize yansıyan kirliliğini ancak milli bir eğitim sistemiyle temizleyebilirdik. Bunun için mücadele eden bir Bakanımız ve Bakanlığımız var.

Bu sokak nümayişleri, Bakanlığımızın Epsteinci zihniyetin dayattığı Allah'ı inkar ve buna bağlı ahlaksızlıktan kaynaklı tüm kirlerden neslimizi arındıracak bir eğitim sistemini getirmesi harici ve dâhili bedhahların haylice tedirgin olduğunu göstermektedir. Bunlar bir yumurta pişirmek için bir ormanı yakmaktan geri durmayacak kadar sefil insanlardır.

Millete düşman bu sefil insanların okulu kana bulayan benzeri bir gençlik yetişmesin diye gayret eden Bakanımıza sarf ettiği her kem söz bu millete yapılmıştır. Bu, "Gezi olayları" ve "15 Temmuz hain girişimi" gibi bir fitneliktir. Bu fitneliğe asla geçit vermeyeceğiz.

LGBT'ye karşı çıkan bir Bakanımız var.

Ramazan etkinlikleriyle bu milletin gönlüne giren bir Bakanımız var...

Batının bile terk ettiği karma eğitimin zararından bahseden bir Bakanımız var.

Gazino kıyafetiyle öğrencisinin karşısına çıkan bir öğretmen istemediğini haykıra bir Bakanımız var.

Ahlaksızlığın her çeşidiyle mücadele eden bir Bakanımız var...

Bakanımız eli kanlı bir gençlik değil;

“Ey Türk Gençliği!” hitabıyla başlayan ve aklıyla nefsine değil, kalbine ram olmuş bir gençlik,

Gücünü asil kanından alan; dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün davacısı bir gençlik,

İzleri takip eden değil, iz bırakan ve “zaman bendedir ve mekân bana emanettir!” şuurunda muasssır bir gençlik,

Dahili ve harici bedhahlara aldırış etmeden “zifiri karanlıkta ak sütün içindeki ak kılı fark edecek kadar gözü keskin bir gençlik...”,

Geçmişinden ilham alıp geleceği inşa eden bir gençlik,

Arkasına bakmadan ileriye atılan bir ok gibi “Kızılelma”da hedefini bulan bir gençlik,

İlim Çin'de de olsa peşinde koşan bir gençlik,

Ruhunu Hira'dan, bedenini Tanrı Dağından alan bir gençlik,

Olimpus Dağı'nın Sodom Gomore gençliğine özenen değil bin yıllık geçmişine meftun bir gençlik,

Kurtuluş Savaşında başlayan duruşuyla mazlumdan yana bir gençlik,

Mevlana’nın Pergel metaforundaki sabit ayağıyla “kendi değerlerine bağlı”, hareketli ayağıyla da “bağnazlığa düşmeden dünyayı anlayan ve evrensel bilgiye ulaşan” bir gençlik,

"İncinse de incitmeyen" Hac-ı Bektaşı Veli’nin; "Bir olalım, iri olalım, diri olalım" nasihatine muhatap ve “Her ne arar ise kendinde arayan" sonra da “Eline, diline, beline sahip olmayı” şiar edinen bir gençlik,

Gönül kırmamayı ve alçakgönüllülüğü "İlim, kendini bilmektir" diyen Yunus Emre’nin "Yaratılanı hoş gör, Yaradan'dan ötürü" düsturunda arayan bir gençlik istiyor…

İşte hayalinde olduğumuz gençlik.

İşte geleceğimizin mana mimarı olan gençlik.

Ahlaksızlık girdabına mani olacak gençlik.

Mana âlemine meftun ve onu taşıyan bir gençlik vardı hayalimizde işte o gençlik bu eğitim sistemiyle hayat bulacak.

Ey sokakları ifsat etmeye memur siz sefil insanlar! Asıl gayeniz böyle bir gençliğin geliyor olmasına mani olmaktır. Siz bu Bakanımıza karşı çıkarken biz millet olarak densizliğinize bakıp geçmeyeceğiz.

Kurtuluş mücadelesi verirken toprak bütünlüğümüzün ilk kıvılcımı Maraş’ın başörtüsüne uzanan Fransızın kırılan eliydi, bugün de eğitim bütünlüğümüzün gerçekleşmesi bu toprakların kültürüne fıransız kalan ellerin yine Maraş’ta kırılmasıyla olacaktır.

Türkiye artık eski Türkiye değil ki her alçağın yaptığı yanına kar kalsın...

Mustafa Salim

18 Nisan 2026 Ankara

YORUMUNUZU YAZIN ...
Farklı olanı seçin:
# # # # # #
Mesut Hoca
Yorumunuz onay bekliyor ...
Mehmet Duman
Yorumunuz onay bekliyor ...
Emrah
Yorumunuz onay bekliyor ...
Süleyman
Yorumunuz onay bekliyor ...