MUSTAFA SALİM salimhoca@hotmail.com

PATLAYAN EPSTEİN LAĞIMI AKARKEN SEYİRCİ KALMAK

28 Şubat 2026 Cumartesi 15:18

Epstein olayı ahlaksızlığın tüm varyantlarıyla içinde barındığı iğrenç bir vakıa. Rabbimin esfel-i safilin yani hayvandan da aşağı diye nitelendirdiği o bozulmuş insanların neler yapabileceklerini göstermesi adına Epstein, yaptıklarıyla alçaklıkta bugüne kadar görülmemiş en karanlık dip noktayı göstermiş oldu. Yapılan alçaklıklar Epstein’e izafe edilmiş gibi lanse edilse de ortaya çıkan belgeler bunun arkasında karanlık ve sinsi bir yapılanma olduğunu gösterdi. Öyle ki ilahi mesaja konu olabilecek derecede çok çirkin bir hadiseydi. Lut kavminde olduğu gibi.

Epstein bu şenaatini köşe yazısında elen alan İbrahim Karagöl onun Mossad ajanlığını ört pas etmeye yönelik bilinçli paylaşımların olduğuna vurgu yapması bir hayli dikkat çekiciydi.

Epstein’in Yahudi biri olarak Mossad adına yaptığı ajanlığın bir yerde İsrail’in bunun bilinmesini istemediği bir husus olduğu anlaşılıyor. Yaşadığımız yüzyıla damgasını vuracak korkunçlukta bir yapılanmanın kısa sürede sıradanlaştırılması medyanın gücünü ve bu gücün kimlerin elinde olduğuna da göstermiş oldu. Olguların nasıl da algılara döndürülerek yerinden saptırıldığına bir kez daha şahit olduk. İnsanların aklıyla nasıl alay edildiğinin bariz bir örneği olarak kayıtlara geçti.

Madem İsrail Epstein denen alçak adamın kendileriyle bir ilgisinin olmadığını lanse etmeye çalışıyor, o halde bize düşecek olan da bu konudaki gerçekleri ortaya dökmekte vazgeçmeyerek gündemde tutmaktır.

Nisa suresinde Rabbim şöyle buyurur: “ Allah (hiç kimse tarafından) kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez, ancak zulme/haksızlığa uğrayan kimse müstesnâ. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla işitendir, her şeyi hakkıyla bilendir. Allah, kendisine haksızlık yapılan kişinin dışında, kötü sözün açıkça dillendirilmesini sevmez.”

Epstein ve arkasındaki yapı tüm insanlığa zulmetmiştir. Sonra da bir el bu zulmü dünyanın gündeminden çekivermiştir. Dünya nasıl olsa o karanlık gücün elinde oynanması gereken bir küre. Kendilerinden hariç hiçbir insanın ve topluluğun bir kıymeti yoktur. İçinde bulundukları yapı itibariyle yaşadıkları şımarıkça güç zehirlenmesine hesap sorucu olarak bir ilahın varlığı bile anlamsız gelmiştir. Küfür bataklığına düşmüş insanların tüm hesapları bu dünya ile sınırlı olduğu için güçlerini hep haksızlık için zalimce kullanmışlardır. Bu karanlık gücün zengin Yahudi aileleri olduğu sır değildir artık.

Dünyayı kendi aralarında parsellemiş bu seküler anlayışta olan Yahudi aileler ellerindeki imkânlarla ülkelerin yönetimine müdahale ederek kendi çıkarlarına hizmet edecek bir dünya düzeni kurmuş durumdalar. Dünyada olup biten tüm hadiselere bu zaviyeden bakıldığında aslında olayların pek de karmaşık olmadığı görülecektir. Çünkü şu anki sistem tek merkezden yönetiliyor o da Siyonizm’in çıkarlarına hizmet etmektedir. Kendilerine bağımlı dünya liderleri bu sebeple Gazze’deki katliamlara ses çıkaramamıştır. Terör örgütleri bu sebeple bulundukları ülkelerin canını okumaktadır. Çünkü tüm destekler bu karanlık yapının bir eseridir.

Sonunda bu düzenleri bozulacaktır. Sünnetullah  gereği bu böyle olmak zorunda. Rabbim şöyle buyurur; “…Biz, bu gâlibiyet ve mağlubiyet günlerini insanlar arasında döndürür dururuz. Allah, gerçekten iman edenleri ortaya çıkarmak ve sizden şehitler edinmek için böyle yapar. Yoksa Allah, zâlimleri sevmez.” Allah’ın sevmediği bu zalimler, bugünkü hükümranlıklarının son demlerini yaşıyorlar. Bu konuda sosyal medyaya düşen bir haberde İsrailli emekli Tümgeneral Yitzhak Brik’in, “ülkedeki derin iç bölünmeler, siyasi yönetim anlayışı ve uluslararası alanda artan nefret sebebiyle İsrail'in çöküşe sürüklendiği”ne dair beyanatları yer aldı. Brik, İsrail'in mevcut gidişatla 100. yılına ulaşamayabileceğini de ifade etti.

Bugün bu zalim yapı, Nemrut’un karanlık dünyasının en zirvedeyken İbrahimi nurla alaşağı olduğu bir zaman dilimini yaşamaktadır. Firavun’u boğan Nil’in akışından yükselen dalga misali hakikat nehrinin şahlanan dalgaları bu zalimleri yutacak anı sabırsızlıkla beklemede. Tıpkı arkasına bakmadan yürüyen Lut (as)’a tabi olmayı reddeden azgın kavmin helaki gibi. Tarihin akışında hangi zalimler cezasız kaldı da günümüzün zalimlerine gün doğsun.

Osmanlının yıkılışından sonra dünyaya hükmeden bu zalimlerin dünya düzenine uymayan bir ülke olarak varlığımızı sürdürdüğümüz son çeyrek asırda bunların birçok planını bozan bir konumuna geldik.

Gerçek şu ki; bu zaman zarfında devletin her kademesine bu yapıdan sızan her unsuru temizleyerek mazlumdan yana sergilediğimiz duruşumuzu dünyaya “one munite” ihtarıyla ilan ederek  “dünya beşten büyüktür” diye meydan okuyuşumuz gücümüzün bir eserdir.

Epstein ile ifşa olan bu ahtapotun can yakan kolları özellikle de İslam ülkelerinde kol gezmektedir. Ülkemizde de bu kahredici kollar son çeyrek asırdaki tüm çabalarımıza rağmen hala bir şeyler yapmanın derdinde ve peşindedir. Bilhassa sinema ve müzik sektöründe hissedilir derecede bir güce sahip olmaları kitleleri etkilemede ne kadar tehlikeli olacaklarını göstermektedir. Medya ve spordaki etkilerini göz önünde bulundurduğumuzda bu ahtapotun ne kadar korkunç bir yaratık olduğu daha net anlaşılacaktır.

Görünen o ki şu durumda iki kitleyi harekete geçirerek hedefine ulaşmaya çalışmaktadır. Biri din diğeri de laik kitle.

Özellikle modern dini yapının sapkın isimleri ülkemizde bu kolların en sinsice örneklerini oluşturur. Örneğin Ayasofya ibadete açılırken utanıp sıkılmadan, bu açılışın Kur’an’da bahsi geçmiyor diyerek Siyonizm’in zulmünü alkışlayacak kadar onların menfaatleri doğrultusunda beyanat verme cüretinde bulunanlarını da gördük.

Epstein alçağının tüm şenaatleri belgelerle ortaya dökülürken bu modern dini yapının sapkınları yapılan rezilliklere karşı çıkarak demeç vereceklerine millerin kafasını karıştırmakla meşgullerdi. Sahur vaktini diline dolayarak Diyanet’in açıklamalarının kabul edilmeyeceği yönünde ilmi açıklamalarda bulunanların zalimlere karşı sarf edecek ilmi bir gerekçeleri yok mu hiç?

Başka biri kalkıp bu hengâmede “Din, vicdanı büyütmüyorsa propaganda aracına dönüşür” diyordu. Bunları benimseyip dinleyen birilerinin de karşı çıkarak “Epstein’nin zulmüne maruz kalan zavallıları savunacak vicdanın nerede?” diye sorası gelmedi mi hiç?

“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır”diyen bir dinin peygamberine olan husumetlerinden kendisine tabi olanlara yönelik “Allah bu Kur’an’a uyun dedikçe onlar, inadına gidip Buhârî’ye, Müslim’e, Tirmizî’ye uyuyorlar. Şerefiniz ve aklınız bu Kur’an’dadır.” yollu sataşmada bulunanlarken Ebstein’in zulmü karşısında bir söz söyleyecek şerefleri kalmadı mı hiç?

“Kur’an-ı belden yukarı tutup emirleri ayaklar altında aldılar” deyip laf canbazlığında bulunanlar Epstein’e karşı sus pus oluşları acaba Kur’an’ın hangi emrine göre gerçekleşti?

Kırım savaşı ile ilgili bir hikaye anlatılır. Düşman saldırıya geçerken o günkü Kırım alimleri kedi aralarında medrese eğitiminde eski usül rahlelerin mi yoksa modern eğitim anlayışının kullandığı sıraların mı kullanılmasının uygun olup olmadığını tartışıyorlarmış. Derken düşman her tarafı istila ederek topraklarına el koymuş ve sonunda elde ne medrese kalmış ne de rahle. Bu hikayeden çıkarılan ders şu olmuştur: Tartışılacak hususlar zamanının gerektirdiği konular üzerine olmuyorsa boşuna kürek çekiliyor demektir. O günkü tartışma konusu, ülkelerinin kurtuluşu için neleri yapıp yapmama üzerine olmalıydı.

Dünyanın gündemini zulümleriyle sarsan bir yapının deşifre olmuş vaziyeti görmezden gelinerek bilahare tartışılacak konuların gündeme taşınmasının o zulmü işleyen zalimlere destekten başka hiçbir manası olmayacaktır.

Ahtapotun diğer bir kolu da seküler dünyanın kalbine inen  koludur. Ramazan Ayı Etkinlikleri kapsamında okullarda düzenlenen programlardan “laik” kesimin duyduğu rahatsızlık ve bu doğrultuda çıkardıkları tartışmalar da bu ahtapot kolunun görevleri arasına girmiştir.

Ahtapotun bu laik kesimi, hafız bir valimizin İçişleri Bakanı olarak atanması, aynı gün İmamoğlu’nun hırsızlık davasını korkmadan yürüten İstanbul Başsavcımızın Adalet Bakanı olması üzerine çıkardıkları yaygaranın zerresini Epstein zulmüne maruz kalmış mazlumlar için çıkarmadılar.

Okullarda cinsel duyguları istismar eden şarkı dinletilerinden rahatsız olmayan bu laik kesim ne hikmetse okullarda etkinlik kapsamında okunan ilahilerden rahatsızlık duyuyorlar.

Gündemin saptırılmasında ülkemizde bunlar olurken dünya çapında da ABD İran’a saldırdı saldıracak beklentisiyle yine Epstein gündemden düşürülmüş oldu.

Epstein’in mide bulandırıcı oyun ve desiseleri asla gündemden düşürülmemeli. Halk bu hususta bilinçlendirilmeldir.

Hz. Lut’un kavminden sadece kırk kişinin sapkınlığa düşmesi sonucu ilahi azabın herkesi kapsayacak şekilde gecikmeden tecelli ettiğini düşündüğümüzde tüm dünyayı içine alan bu Epstein’in dayattığı sapkınlığın da cezasız kalmayacağı muhakkaktır.

Siyonizmin dünyanın başına bela ettiği bu sapkınlığın ört pas edilmesine asla izin verilmemelidir; “Epstein dosyalarındaki herkesi yargılarsak ABD’deki tüm sistemi çöker.” diyen  ABD Adalet Bakanı Pam Bond’un bu sözü çok büyük bir tehlikenin altını çizmiş oluyor.

Bize düşen “Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin …” hadisine göre bir tavır sergilemektir.

Kabe’de hacılar “Hu!” der Allah,
Yer, gök inim inim iniler Allah,
Melekler defterini yeniler Allah,
İzin ver de Kabe’ni görelim Allah,
İzin ver de yolunda ölelim Allah,
Göster cemalini görelim Allah.

Kabe’de çekilen “hu”ların hayata geçirilme zamanı…

Mustafa SALİM

28 Şubat 2026 ANKARA

YORUMUNUZU YAZIN ...
Farklı olanı seçin:
# # # # # #
Mesut hoca
Yeni bir dönüşümün arefesindeyiz kıymetli hocam. Yeni çağ İslamın çağı olacaktır inşallah. Elinize emeğinize sağlık.