Yıllar önce lisansüstü seçme sınavına girdiğimde hocalardan biri “eğitim sisteminin sorunu nedir” diye sordu. Benim için en temel sorun o gün için eğitim sisteminin kültürden ve değerden soyutlanmış bir yapıda olmasıydı.
Hoca bunu açmamı istedi, “neyi kastediyorsun” dedi. Ben “Eğitim sisteminde toplumumuzun değerlerini ve kültürünü ya hiç görmüyoruz ya da çok az görüyoruz. Siz müfredatta bizim düğünlerimizi, bayramlarımızı, çeşitli milli törenlerimizi görüyor musunuz?” diye sordum. Görmüyoruz dedi hoca. Olan da çok az ve yüzeyseldir dedim.
Toplum bayram namazlarına gider, zekât verir, Fıtır sadakası verir ama faiz problemleri müfredatta varken, zekât problemleri asla yer almaz, adı konulmamış bir yasak vardır.
Yılbaşı geldiğinde okullarda yılbaşı telaşı başlardı eskiden. Abartılı gösteriler, eğlenceler yapılırdı. Bütün bir ülkenin aynı telaşla girdiği Ramazan asla okula girmezdi. Ramazanla gelen kültür, yaşayış, yardımlaşma, değişen gündem, teravih, iftar ve sahurlar müfredatta yer almazdı.
Birileri “Din Kültürü” dersinde var ya diyecek. Kültür sadece din olunca mı müfredata giriyor ve dini kültür neden sadece din dersine giriyor?
Elin Avrupalısının Noel yortusunu tıpa tıp kutlar, adına yılbaşı deriz. Bu çağdaşlık, ilericilik diye okullara sokulabilir, kendi kadim Ramazan geleneklerimize öcü muamelesi yapalım…
Millî Eğitim Bakanlığı bir genelge ile okullarda Ramazan etkinlikleri yapılmasını istedi. Bu nedenle birilerinin laiklik damarı depreşti. Hemen bir bildiri ile ortalığı ayağa kaldırıyorlar.
Okullarda bize ait olan, kültürümüze ait olan değerler olmasın da ne olsun? Körü körüne batının taklidini mi yapalım istiyorlar?
Ramazan söz konusu değil sadece, bizde yerli ve milli olan her değer, her ahlaki vurgu, her iyi şey müfredatımızda olmalıdır. Bu ister dini olsun ister ananevi olsun fark etmez, çocuk ve gençleri kendi kültür ve değerlerinden mahrum bıraktığımız için başka milletlere hayran ve benzemeye çalışır şekilde görüyoruz.
Milli Eğitim müfredatımız değişti; neler var bilmiyorum, öğrenmek için çok vaktim olmadı, hizmetiçi eğitime girme teşebbüslerim de başarısız oldu. Ancak sayın bakanımızın kültürümüz ve değerlerimiz konusundaki çıkışları kesinlikle doğrudur.
Bir çocuğun adının konmasında yapılan tören, bir gelinin eline yakılan kına, askere giden gençlerin telaşı, adına bişi denen hamur kızartması, Konya’nın düğün pilavı, Maraş’ın acı biberi… bunlar bize ait değerlerdir. Kimi zaman somut, kimi zaman soyut olan bu değerlerin değer görmesi için yeni nesle de gösterilmesi gerekiyor.
Siz okulda sözünü etmezseniz, Barış Manço’nun tabiriyle “Ceylan gözlü lahmacun” pizzaya yenilir. Siz okulda sahip çıkmazsanız Ramazan küresel bir kültür değil, marjinal bir adet olarak kalır. Siz çocuklara öğretmezseniz birileri Hıristiyanların Noel yortusunu yılbaşı diye yutturur.
Ağacı korumak istiyorsanız onun önemini bilimsel veriler yanında kültürel ögelerle de destekleyerek vermelisiniz. Çocuğu çepeçevre saran şey kültürdür. Siz o kültürün dışında bir müfredat ortaya koyarsanız çocuğu milletinden ve değerlerinden koparırsınız. Zaten şimdiye kadar da kendi ülkesine ve değerlerine yabancı nesiller yüzünden sıkıntılar yaşamadık mı?
Kültür deyince birilerinin aklına rakı-balık gelir. Bu da kültür der. Ona bakarsanız sigara da kültür. Kültüre sonradan yerleşmiş bir unsur. Tıpkı kahve gibi…
Kültürün ve değerin neslin akıl ve beden sağlığına zarar veren unsurları terk edilmelidir. Sadece içki ve sigara değil, beslenme şekilleri, spordan ve okumaktan uzak yaşam modelleri gibi zararlı kültürel unsurları değiştirecek unsurları müfredata koymalıyız.
Nesli korumak hepimizin görevi. Bu görev sadece anne-babada değildir. Bu görev kamusal görevdir. Çocuklarımızı değerlerimizle buluşturmalıyız. Sadece belirli kesimlerin değerleriyle değil, Anadolu mozaiğinin zenginliğini ortaya koyan her türlü değerle çocuklarımız beslenerek büyümelidir.