MAHİR KILIÇOĞLU mahirkilicoglu@hotmail.com

DİYANET VE ARKEOLOJİ

26 Ocak 2026 Pazartesi 06:00

Birkaç aydır, Kur’an’ın İslam öncesi devirlere ilgin anlatılarının çeşitli boyutlarıyla karşılaşmaktayım. Mesela, “Gök ve yer onların ardından ağlamadı” ifadesinin Mısır arkeolojik kazılarıyla elde edilen bir karşılığı bulunduğunu öğrenmiştim. Altay Cem Meriç’ten duyduğum bu bilgi Antik Mısır’ın Peygamberleri (Bülent Şahin Erdeğer) adlı kitapta da çeşitli boyutlarıyla anlatılmaktadır.

Bunun yanında Talha Uğurluel’in “Kur’an’ın Anlattığı Tarih” kitaplarının ikisini okudum. Bu iki kitapta yazılanlar beni derinden sarstı. Çünkü Kur’an’ın anlattığı peygamberlerin izleri, kimi zaman kabirleri hala Türkiye sınırında durmaktadır. Özellikle Nuh (a.s.) ve İbrahim (a.s.) ile ilgili anlatılanlara çok şaşırdım. Bu iki peygamberin izleri bu kadar ayan ve net bir şekilde biliniyorsa neden ilgili kurumlar gerekli koruma, düzenleme, halka açma çalışmalarını yapmıyor.

“Gerekli kurumlar” ifadesi arkeoloji deyince akla Kültür Bakanlığını getirmektedir. Bizim kastımız doğrudan Diyanet İşleri Başkanlığıdır. Diyanet İşleri Başkanlığının bu Peygamberlerin kabirleriyle ilgili neler yaptıklarını bilinmiyor. Talha Uğurluel’de bilmiyor anlaşılan. Çünkü ne Hz. Nuh Nebinin, ne de Hz. İbrahim peygamberin kabirleri konusunda Diyanetten (yöredeki imamlar hariç) birilerinden söz etmiyor.

Aslında Diyanetin böyle bir çabası da yok. Çünkü Diyanet teşkilatında arkeolojiyle ilgili bir birim yok. Halbuki ülkemizdeki Peygamberlerin kabirlerinin tüm hizmetlerini Diyanet’in yürütmesi gerekiyor. Doğru bilgi ve doğru tutum ancak onlar tarafından ortaya konur. Mesela Diyanetin “Arkeolojik Araştırmalar” birimi olsa, eminim Hz. İbrahim (a.s)’ın bugün mezbelelik haline gelmiş Harran’daki cami ve evi ayağa kaldırılırdı.

Arkeolojide siyasal ve parasal destek önemlidir. Devletimizin dini kurumları ayağa kaldırma konusundan gösterdiği hassasiyete her gün yeni bir eserle şahit oluyoruz. Vakıflar Genel Müdürlüğünün çabaları takdire şayandır. Ancak söz konusu Peygamberler olduğundan devreye hemen ve ivedi şekilde Diyanet girmelidir. İlgili yerlerin korumaya alınması, kamulaştırmaların yapılması, mübarek kişilerin mezarlarının saygın şekilde düzenlenmesi vb. konularında Diyanetin ayrı bir birimi olmalıdır.

Buralarda arkeologlar, şehir plancıları, mimarlar, çeşitli sanatçılar, taş ustaları vb. çalışmalı, tarihi yerleri Diyanet ivedi şekilde tespit edip, ortaya çıkarmalı ve topluma kazandırmalıdır.

Harran’da veya Cizre’de bulunan Peygamber izlerinin tarihsel bilgi ve belgelerle netleştirilmesi ve gerçeklerin kamuoyuyla paylaşılması gerekiyor. Biz spekülasyonlara kurban edilmeyi hak etmiyoruz.

Tarsus’ta ve Eğil’de de Peygamber kabirleri var. Bunların varlığından bile haberdar değil çoğu insan. Harran’da Peygamber kabri yok ama orada İbrahim (a.s.)’ın evi ve camisi var. Ev ve cami ayrı değil muhtemelen, evi camiye çevrilmiş olabilir. Ancak Talha Uğurluel’in bildirdiğine göre bölgede kaçak yapılar var ve yüz yıl önce toprağın üstünde olan yapı toprağın altında kalmış. Üstelik alan tam bir mezbelelik durumda.

Bülent Şahin Erdeğer, arkeolojinin gelişmesinde Hıristiyan din adamlarının ve Kilisenin çabalarının önemli olduğunu vurgular. Hatta pek çok arkeolojik çalışma Kilise’nin siyasi ve finans desteğiyle yapıldığı belirtilmektedir.

Öte yandan İngiliz devletinin yüz yıl önce bölge üzerindeki siyasi emellerine dini birikimi ve kültürü de katmış olması da dikkate değerdir. İngiliz ajanı Gertrude Bell 1910 yılında Harran’a gelmiş ve İbrahim (a.s.)’ın evinin yerini fotoğraflamış. İngiliz devletinin siyasi desteği olmadan Gertrude Bell’in böyle bir işin peşine düşmesi pek mümkün değildir.

Bu nedenle Peygamber kabirleri ve onların bakiyeleri konusunda siyasi duyarlılık çok önemlidir. Diyanetin örgütlü bir şekilde konuya eğilmesi, özellikle Cizre ve Harran’ın ayağa kaldırılması gerekiyor.

Sonuç olarak artık Diyanet, İslami Arkeolojiye eğilmeli ve uzmanlaşmalıdır. Bu konuda bilimsel çalışmaları teşvik etmelidir.

YORUMUNUZU YAZIN ...
Farklı olanı seçin:
# # # # # #