Kıbrıs Türkü’nün mücadelesi var oluş mücadelesiydi. Rumların önce İngilizlerle işbirliği ile sonra kendi başlarına Adayı sistematik Türksüzleştirme politikası 1974 Kıbrıs Barış Harekâtına kadar devam etti.
Bugünden geriye doğru bakıldığında olayları unutmuş görünenler, yaşananları küçümseyenler, hatta Rum katliamlarını yalanlayanlar ortalık yerde dolaşıyor.
Kıbrıs Türkü’nün var oluş mücadelesi, sadece katliamlara direnme değildi. Dil ve kültür olarak asimilasyona uğrayan bir toplumu kendi milli benliğini yeniden kazanma süreciydi. Bu, Rumların sistematik Türksüzleştirme politikasına bir dirençtir.
En başta Kıbrıs Türk Mukavemet (TMT) teşkilatının kurulmasıyla başlamış gibi görünür ama Kıbrıs Türkü’nün mücadelesi 1. Dünya savaşına kadar uzanır. Kıbrıslı Türkler, İngilizler tarafından esir alınıp Adaya getirilen askerleri esaretten kurtarmak için çalıştılar. Kurtuluş savaşını yakından takip ettiler. Yeni Cumhuriyetin Marşını, alfabesini ve diğer pek çok şeyini adım adım takip ettiler.
Ancak onların var oluş mücadelesi Osmanlı vakıf malları idaresinin alınmasında saklıdır. 1956 yılına kadar İngilizlerin elinde olan vakıf idaresi yapılan girişimlerle, özellikle Fazıl Küçük’ün girişimleriyle bu tarihte Türklere iade edilir.
Rumların, Adayı Türksüzleştirme çalışmaları 1960 antlaşmasıyla yoğunluk kazanır. Bu tarihten sonra özellikle silah kullanarak Adadaki Türk varlığını yok etmeye çalıştılar. EOKA terör örgütünü perdeleyerek Rumların sistematik katliam ve saldırıları 1974 yılına kadar devam etti.
Kanlı Noel ile başlayan katliamlarla Türk köyleri boşaltıldı, barikatlarla Türklerin ekonomik ve sosyal hayatı kısıtlandı. Bugün Lefkoşa Kumsal bölgesinde Barbarlık Müzesinde yapılan katliamların pek çok belgesi yer almaktadır. Kıbrıslı Türkler sadece 1963 Kanlı Noel değil, 1974’e kadar Erenköy muharebeleri, kayıp otobüs vakası, Muratağa, Sandallar, Atlılar, Taşkent katliamları ve tek tek sayılamayacak kadar çok Rum cinayetleri yaşadı.
Kıbrıs’ta olayları yaşayanların pek çoğu ile tanıştım. TMT’nin mücahitleri yanında dönemin şahitlerinin anılarını kendi ağızlarından, yakınlarının ağızlarından dinledim. Türk Cemaat Meclisi üyesi iken kaçırılıp Rumlarca şehit edilen Cengiz Ratip bir meslektaşımın babasıydı. Kayıp Şahıslar Komisyonu 1963-1974 arasında kaybolan Türklerin pek çoğunu bulduğunda Kıbrıslı Türkler için acılar tazelendi. Ancak Cengiz Ratip gibi bazı kişilerin cenazelerine hala ulaşılabilmiş değildir. Bu da acının taze kalmasından başka bir sonuç üretmiyor.
Mağusa Limanı Türküsü bir cinayetin Türküsüdür. Bu Türkü 1960 öncesi yaşanan bir olayla ilgilidir. Türkler ağırlıklı olarak bugün güneyde kalan Larnaka, Limasol ve Baf şehirlerinde mukimlerdi. 1974’te Rumların bu Türkleri esir ettiğini, stadyumlara ve okullara toplayarak savaşın gidişatına göre gerekirse katletmeyi planladıkları biliniyor. Biliniyor diyorum çünkü dönemin ve esaretin şahitleri katledilme korkusu yaşadıklarını aktardılar. Çünkü gelip yanı başımıza iş makineleriyle büyük çukurlar kazıldığını söylediler. Türkiye’nin girişimleri ile esir takası yapılıp, bu esirlerin kuzeye geçişleri sağlanmıştı.
Türkler sadece askeri yöntemlerle Rumların Adayı Türksüzleştirme çalışmalarına silahlı direnişle karşı koymadılar. Kıbrıslı Türkler sadece silahlı mücadele değil, mücadelenin eğitim, ekonomik, sosyo-kültürel boyutunu beraber sürdürdüler.
Acının rengi yoktur. Anılar silikleşse de o günden kalan her bir hatıra Kıbrıs’ın her bir taşına işlenmiştir. Göçmenköy’de çadırlarda yıllarca Kızılay’ın yardımlarıyla hayatta kalma mücadelesi veren Türklerin çocukları bugün Adada Türk varlığını geleceğe taşıyor.
Aşağıda yapılan katliamlardan birini anlatan şiiri görüyorsunuz. Ayvasıl, Lefkoşa’ya 25 km uzaklıkta bir köydür. Bugün adı Türkeli'dir. Türkeli denmesinin de nedeni şiirde anlatılan katliamlarla ilişkilidir. Çünkü şehitlerden birinin toprak üstünde kalan eli ile cenazelerin yerinin bulunduğu köy burasıdır.
Rumların katliamları sayılamayacak kadar çoktur. Ayvasıl katliamını kaleme döken Özker Yaşın’ın şiiri bu katliamlardan birini gözlerinizin önüne sermektedir.
Kıbrıs Türkünün mücadelesi bizim mücadelemizdir. Allah şehitlerimize ve ahirete irtihal eden gazilerimize rahmet eylesin.
AYVASILLI DOKUZ ESİR
Güneşli bir gündü
1963 yılı
26 Aralık Perşembe.
Güneşli bir gündü
Kıbrıs adasının
Ayvasıl köyünde…
Köy meydanında
Bağlanmış dokuz esir.
Ayşe İbrahim on yaşında.
Yavrucuk bir ceylan gibi
Bakınır korkak korkak,
Bakınır çevresine…
Geceliği ile alıp getirmişler
Ayakları çıplak
Üşümüş Ayşecik
Sokulur ninesine.
Ninesi Ayşe Hasan
Altmış yaşında…
Beyaz başörtüsü içinde
Şişmiş uykusuz gözleri,
Renk yok yüzünde
Ve dudakları
Oynayıp durur biteviye…
Zavallı kadın
Bildiği bütün duaları
Okur çaresiz;
Elleri bağlı
Ellerini açamaz gökyüzüne…
Az ötede
Üç genci bağlamışlar birbirine…
İşte en uzunu
Ömer Hasan on dokuz yaşında.
Kıbrıs Türk Lisesi mezunu.
Nasıl da belli yüzünde
Çektiği korkunç acı;
İkinci genç Mehmet Hasan
Onyedi yaşında bir boyacı.
Kardeşiydi Ömer’in.
Ve Hüseyin Cemâl üçüncüsü,
İmtihan kazanıp Atatürk Enstitüsü;
Türkiye’ye gidip okudu,
Bu yıl bitti Sanat Okulu,
Tozpembe ümitlerle
Döndü köyüne,
Nerden bilsin Hüseyin,
Böyle düşüp gavurların eline
Köy meydanında bağlanacağını,
Rüyada görse inanmazdı…
İşte diğer esirler…
Mehmet Ali Ömer,
Elli yaşında…
Mustafa İsmail: kırk
Ve yetmişlik ihtiyar
İsmail Mustafa…
Hayır bitmedi daha;
Son esirin adı Mehmet Hasan.
Yaralanmış bir dipçikle,
Kan içinde saçsız başının tepesi,
Mehmet Hasan seksen yaşında
Ömer’le Mehmet’in dedesi…
Köy meydanında
Bağlanmış dokuz esir.
Ayvasıl köyünde sabah oldu,
Gün ışığı aydınlattı damları…
Oğlum Savaş,
Bundan sonra olanları
Anlatması güç…
Bir traktöre bağlandı dokuz esir
Ve başladı hazin bir yolculuk
Köy sokaklarında
Taşlara çarpa çarpa…
Bir traktörün arkasına
Bağlanmış dokuz kişi;
Ne kadın dinlediler ne ihtiyar ne çocuk
Sürüklediler kahkahalarla
Leş kargaları,
Sürüklediler kahkahalarla…
Dokuz suçsuz insanı.
Türk mezarlığına kadar.
Silah tehdidi altında
Gençlere kazdırıldı büyük bir çukur,
Kazdırıldı Mehmet’le Ömer’e,
Kazdırıldı Mustafa’yla Hüseyin’e
Kendi mezarları…
İlkin Ayşecik vuruldu,
Elleri bağlı Ayşeciğin,
Ayşecik on yaşında,
Ayşecik getirildi çukurun başına.
Rum itlerinden biri,
Dayadı küçük kızın ensesine tüfeği
Ve tetiği çekti
Acımadan…
Vurdular sıra ile
Elleri bağlı ihtiyarları.
Vuruldu Ayşe Hasan
Vuruldu Mehmet’le Ömer,
Vuruldu Mustafa’yla Hüseyin…
Gavurlar
Vahşi hayvan gibiydi.
Gözlerinde parıl parıl kin
Vurdular hepsini
Vurdular seksenlik ihtiyarı
Vurdular Ömer’le Mehmet’in dedesini!
Elleri bağlı üst üste ölüler
Çukurun içindeler…
Elleri bağlı üst üste
Gömüldüler…
Kıbrıs Adası’nın
Ayvasıl Köyü’nde…
Özker Yaşın