İmanımızın gereklerinden biri de rızkın Allah'tan olduğuna olan inancımızdır. Rızık Allah'tandır diye buyurur Rabbimiz. Bu hususta Müslümanın herhangi bir endişesi olmaz. Rabbimiz rahman sıfatı gereği rızkı sadece mümin kuluna değil küfür bataklığındaki kullarına da verir. Şu farkla ki her şeyin sahibi Rabbimizin bu hakkını sadece küfre saplanmış insanlar teslim etmez. Bunlar Firavuni davranışlar sergilerler sahip oldukları güç zehirlenmesinden. Sonrasında da şımardıkça şımarır ve bir adım ötesini göremeyecek derecede körleşerek içinde yaşadıkları toplumun birçok gerçeğini görmezden gelirler.
Nedir bu bir günlük boykotun manası?
Nedir bu aymazlık?
Nedir bu millete düşmanlıkları?
Nedir ihanete varan bu inadi tutumları?
Bu sorunların cevabı belli aslında. Kendisine gelmekte olan bu necip milleti daha ayağa kalkmadan bacaklarını kırıp dizüstü çökertmektir. Bunu yaparken de küfrün tüm hilelerini kullanmaktan bir an olsun geri durmadılar ve durmayacaklar da.
Allah’a inanmayanların inananlara karşı tavırları hep birbirine benzer. Onların da emir aldığı kaynak aynı kaynak olunca metotları da birbirine benzer. Peygamber efendimizin tebliğe başladığı dönemi hatırlarsak müşriklerin Allah’ın dinini daha yaygınlaşmadan doğduğu yerde nasıl söndürmek istediklerini, nasıl tuzaklar kurduklarını ve her defasında Müslümanların her engeli nasıl tek tek aştıklarını görürüz ki bunun en can yakıcı olanı ise İslamiyet'in gelişinin yedinci ve onuncu yılları arasında Mekke'de Haşim oğulları üzerine uygulanan bir sosyal baskı yöntemi olan boykot idi. Çünkü Hz. Peygamberle ve ilk Müslümanlarla alay eden, onları tehdit eden, onlara her türlü eziyet ve işkenceyi reva gören müşriklerin istedikleri bir türlü gerçekleşmiyordu. İstedikleri şey belliydi; o da bu dini ortadan kaldırmaktı.
Hz. Peygamberi öldürme planlarını dahi yapılmıştı. Hiçbir planı tutmayan müşrikler boykotla Peygamberi ve onu koruyanları topluca cezalandırma yolunu seçtiler ki bundaki gayeleri Haşimoğulları'nın Hz. Muhammed (sav)'i öldürmek için kendilerine teslim etmelerini sağlamaktı. Bunun için de onlarla herhangi bir işbirliği yapılmayacak, onlarla birleşilmeyecek. Onlarla oturulmayacak. Evlerine girilmeyecek. Onlarla ebediyyen bir anlaşma yapılmayacak, Devamlı rahatsız edilecekler. Onlarla konuşulmayacak.
Vesayet dönemine veda ettiğimiz 2002 yılından bu yana ülke olarak başımıza örülmeyen çorap kalmadı. İşin rengi siyasi rekabet gibi görünse de asıl mesele bu milletin tekrar köklerine dönüşü sağlayan sürecin baltalanmasıydı. Müşriklerin ilk dönem Müslümanlara uyguladıkları şenaatlerin yüzyılımıza uygun formatlı baskılarla bu millete geri adım attıramayanlar ekonomik bağımsızlık yolunda attığımız adımları boşa çıkarmanın planlarını yaptılar. İMF’ye olan borcumuzu sıfırladığımız zaman diliminde bunu Gezi Olaylarıyla püskürtmeye çalıştılar. Bu yetmedi, terörü daha da azıttılar. Her terör eylemi milyarlarca zarar demekti bu ülke için. Ayakkabı kutusu dolu para iftirasını attılar. MİT tırları operasyonu çekerek uluslararası baskının gelmesini beklediler. Nihayetinde 15 Temmuz darbesiyle son ve kalıcı bir hamle ile bizi yokluğun eşiğine çekerek bitirmek istediler. Her defasında savdığımız bu saldırılara daha şeytanca planlarla geri döndüler.
Pandemi döneminde bütün dünyanın ekonomisi felç olurken bunu sadece Türkiye’ye hasrederek iktidarı devirmeye çalıştılar.
Altılı masa kurdular, hedeflerine varamayınca iyiden iyiye kudurdular.
Normal bir siyaset izlenerek iktidara gelemeyeceklerini görünce de gökten kemik yağmasını beklercesine dua eden köpek misali doğa afetini bekler oldular. Asrın felaketi 6 Şubat depreminde ülke inim inim inlerken bunlar zil takıp oyun oynadılar. Çünkü bu doğa felaketinde Türkiye’nin ayağa kalkması mümkün olmayacaktı ve bu necip milleti bir kaşık suda boğacaklardı. Gökten kemik de yağmamıştı bu zavallılara.
Sonra mezun teğmenlerin kılıç çekişlerine umut bağladılar. Umutları yine suya düşmüştü milletin feraseti karşısında.
TÜSİA’ı sürdüler piyasaya ekonomiye çelme attırmak için. Millet biliyordu, patlıcan, patates, domates ve salatalık fiyatlarının uçuşa geçmesinin bunların bir oyunu olduğunu.
Her ne yaptılarsa fiyaskoyla sonuçlanıyordu.
Yanı başımızda tüm dünyanın telin ettiği Siyonizm’in Gazze katliamına karşı duruşla ses çıkarmaları şurada dursun içten içe bayram ediyorlardı. Çünkü ölenler Müslümandı. Ve bunların derdi de Müslümanlarlaydı. Suriye hakeza. Müslüman öldürülürken sesi çıkmayanlar Esed çökünce aslan kesildiler. Çünkü Suriye’de Müslümanlar zafer elde etmişlerdi. Ve bunlara yardım eden Türkiye’ydi. Dolayısıyla Türk Müslümanının da yok edilmesi gerekiyordu. Müşrik ambargosundaki tek hedefin nasıl Hz. Muhammed’in öldürülmesi için teslim edilmesi idiyse de bugün ülkemizde yaşananlar da ülkemizi şaha kaldıran Recep Tayip Erdoğan’ın yalnız bırakılması, hatta ortadan kaldırılmasıydı.
Son vurgun hepimizin malumu. Nasıl hırsızlık yaptıkları apaçık ortaya çıktı. Çaldıkları ne varsa ayan beyan ortada. Meğer adam ilk hırsızlığı çaldığı diploma ile yapmış. Kul hakkı dememiş, çalışanın alın teri dememiş, şeytana dahi rahmet okutturacak şaklabanlıklarla rüyasında bile göremeyeceği bir üniversiteden diploma devşirmiş. Bunu yapan adam ceplere göz dikmez mi? Bunu yapan adam çaldığı minareye kılıf hazırlamaz mı?
Ne oldu? Adalet ümüğünü sıktı. Öyle bir çöküldü ki üstüne pislik adına gizlediği ne varsa saçıldı ortalığa. Bir suç örgütünün başıymış meğer. Bağladığı haraçlarla herkesi susturmuş. Bir mafya olup korku imparatorluğu kurmuş. Medyayı satın almış, sanatçıları ayarlamış, terör tezgahını kurmuş...Daha neler neler. Alenen bir suç makinesi. Ama seçimlerde Yasin okuyordu; kutlamasını kilisede yapmış olsa bile bunun pek önemi yoktu. Çünkü Yasin okurken başında takkesi vardı. Bu millet nasıl olsa kanardı.
Şimdi içerde. Varsın koğuş ağası olsun. Yeter ki gün yüzü görmesin.
Gelelim şakşakçılarına.
Bunların niyetleri o kadar kötü ve kötülükleri o kadar bariz ki, artık kimseyi de takmıyorlar. Utanmıyorlar milletten. Alenen hırsızlık yapanı savunuyorlar. Hırsızı yakalayana veryansın ediyorlar. Bu bir akıl tutulması. Bu, millete açılan düşmanca bir cehpedir.
Bu şakşakçılar belhüm adall cinsinden birer yaratık. Milleti sevmeyen, örf, adet, din ve kültürüne düşman olacak kadar içinde yaşadıkları topluma yabancı tipler. Dış mihraklarca yönetilen embesil yaratıklar.
Küp, içindekini dışa sızdırır ya bunlar da içindekilerini tutamaz noktaya gelmiş olmalılar ki tüm nefret ve kinleriyle kusuyor milletin üstüne üstüne. Cumhurbaşkanına galiz küfürler edecek kadar gözü dönmüşçesine çılgınca sergiledikleri davranışlarla alçaklığın resmini çizdiler.
Bunlar bu milletin yükselişinden rahatsız olan insanlardır.
Bunlar, bu milletin ayağa kalkmaması için ne gerekiyorsa yapmaya and içmiş dahili bedhahlardır.
Bunlar, Anadolu'yu Bizanslıların elinden alan biz Türkleri bir kaşık suda boğmaya yeminli Batı'nın içimizdeki uzantılarıdır.
Bunlar, zulüm 1453'te başladı diyecek kadar ecdadıma düşman harici bedhahların tasmalı köleleridir.
Bunlar, ülkelerini dışarıya şikayet edecek kadar alçalabilen yaratıklardır.
Bunlar, toplumun kökünü kemiren kurtçuklardır.
Milyarları cukkalayanın ihaneti başlı başına bir felaket olması yetmezmiş gibi bunların sokaklarda aç köpek misali dolaşıp hainlere sahip çıkması ise daha büyük bir ihanettir.
Sokak çığırtkanlıkları haksız oluşlarının başlı başına bir delilidir. Hakkın üstün gelmesini önlemenin ayak oyunlarıdır. Hakkı müdafaa edenlerin yıldırılması politikasıdır. Suçluluk psikolojisinin bir göstergesidir. Olası bir kurtuluşun uzak da olsa bir umududur.
Nasıl ki Mekke müşrikleri Müslümanlara uyguladıkları boykotla hedeflerine varamadılar, bugün boykot çağrısı yapan bu embesiller de hedeflerine varamayacaklardır.
Bugün ülkemizin ekonomisine kasteden bu yaratıkların etkin kökenlerine inilse emin olun hiçbirinin kanının bizden olmayacağı görülecektir. Bu bir savaştır ve alenen bu savaşı ekonomimize saldırarak veriyorlar. Bu oyunlarını bozacağımıza inancımız tamdır. Her hamleleri kendilerine bataklık oluyor.
Rabbim nurunu tamamlayacaktır. Aydınlık, karanlığın en zifiri anıdan sonra ortaya çıkar. Bunlar zifiri karanlığın son demlerini yaşıyorlar.
Gelin bugün herbirimiz alışveriş yapalım. Her alışveriş fişimizi paylaşalım. Bu alışverişimiz haliyle bizim cennetlik beraatimiz olsun.
Mustafa SALİM
02 Nisan 2025, Ankara